Uçak Kabini Neden Basınçlandırılıyor?

Uçuş öncesi güvenlik demosunda söylenen ”kabin basıncında bir değişiklik olursa oksijen maskeleri hemen açılacaktır; en yakın maskeyi kendinize çekip, ağız ve burnunuzu içine alacak şekilde başınızdan geçirin” anonsunu bugüne kadar hiç önemsemediniz belki de. Peki gökyüzünde oksijene muhtaç kalıp, nefes almak konusunda yardıma ihtiyaç duyabileceğiniz bir senaryo ile karşılaşabileceğinizi hiç düşündünüz mü?

Fizik kuralları gereği, deniz seviyesinden yükseldikçe basınç azalır. Uçakların seyir irtifasındaki basınç değeri, insan yaşamının devam etmesi için uygun değil. Çünkü soluduğumuz hava, yeterli oranda oksijen içermiyor.  Bu yüzden, böylesi yüksek irtifalarda rahatlıkla seyahat edebilmemizi, uçakların kabin içi basınçlandırma sistemi sağlıyor.

Kabin Basıncı Neden Değişir?

Basınçlandırma sistemi ile ilgili teknik bir problem, uçağın pencereleri veya gövdesinde meydana gelen bir çatlak, uçağın kapılarından birinin yanlış kapatılmış olması veya uçakta meydana gelen bir patlamadan ötürü meydana gelebilecek bir hasar uçaktaki havanın dışarı kaçmasına neden olabilme ihtimali nedeniyle, potansiyel olarak kabin basıncını düşürebilecek tetikleyicilerdir.

Uçakla seyir halindeyken, kabin basıncında meydana gelen herhangi bir problemin ardından, başımızın üzerindeki oksijen maskeleri düşer. Bize yaşamımızı sürdürecek kadar oksijen, bu maskeler aracılığıyla harici bir sistemden sağlanır. Bu esnada pilotlar uçağı, yolcuların normal solunuma devam edebileceği irtifa olan 8-10 bin feet seviyelerine indirir. Oksijen maskelerinden 12-15 dakika arasında solunumumuzu devam ettirebilecek kadar faydalanmak mümkün.


İlgili Haber | Oksijen Maskesi ile İlgili Bilmeniz Gerekenler


Tüm uçuşun 10 bin feet irtifada gerçekleşmeme sebebi ise, havanın yerden yükseldikçe giderek incelmesine bağlı olarak; daha yüksek irtifalarda uçağın üzerine etkiyen sürtünme kuvvetinin azalmasıdır. Yani uçak daha yüksek irtifalarda çok daha hızlı gidebilir ve daha az yakıt tüketir. Ayrıca bütün meteorolojik olayların gerçekleştiği seviyenin üzerinde uçuşları gerçekleştiriyor olmak, havayolu seyahatlerini daha güvenli hale getiriyor.

Kabin Nasıl Basınçlandırılır?

Uçak kabinlerini basınçlandırmak için; seyir esnasında kabine dış ortamdan sürekli hava gönderilir ve böylece kabin içindeki havanın sıkışması sağlanarak, kabin basınçlandırılır.

Kabine sürekli dış ortamdan taze hava gönderilerek kabin basıncı artırılırken bir yandan da kabindeki fazla hava; uçağın arka kısmında yer alan out flow valve sistemi ile dışarıya verilir. Yani kabindeki hava sürekli dönüşüm geçirir. Bu sayede her 2-3 dakikada uçağın havası tamamen değişir. Bu durum, uçak içinde hastalıkların yayılmasını engelleyen önemli bir detaydır. Günümüz modern yolcu uçaklarında bu basıncı ayarlayan valfin pozisyonu ve kabin basıncı, bilgisayar kontrollü sistemler tarafından yönetilir.

Boeing 737-800 uçağına ait outflow valf

Uçağın dışardan kabine aldığı havanın kaynağı ise, motorlarında bulunan hava kompresörleri. Motorlar, çalışma prensibi olarak ön kısımdan havayı alıp, iç kısımda basınçlandırdıktan sonra yakıt ile yakmak için yanma odasına gönderiyor. Bu esnada, basınçlı havanın bir kısmı, hava kompresörleri tarafından ayrıştırılarak, belirli işlemlerden geçirilip; nem, ısı ve basıncı istenen seviyeye getirildikten sonra kabine yönlendiriliyor.

Uçak üreticileri, uçağın yapısal dayanımı ve insan sağlığını da göze alarak uçak kabinlerini genellikle 8000 feet (yaklaşık 2500 metre) irtifadaki basınç ile eşdeğer basınçlandırıyor. Yani uçak ne kadar yüksekte seyretse de yolcular hep 2500 metre irtifa şartlarında yolculuk yapıyor. Boeing en yeni teknoloji ile donattığı 787 Dreamliner uçaklarında kabin içi basıncını 6000 feet’e düşürerek daha konforlu bir yolculuk vaadediyor.

Motorlarda yaşanabilecek potansiyel bir aksaklık durumuna karşı, yol­cuların oksijen problemi yaşamaması için uçağın kuyruk kısmında bulunan harici güç ünitesi APU üzerinden kabine hava akışı sağlanabiliyor.

Her ne kadar kabindeki hava, nem oranı düşük ve kuru olması sebebiyle bize yolculuk boyunca su kaybettiriyor ve cildimizi kurutuyor olsa da rahat bir şekilde nefes alıp, yolculuğu keyifli bir şekilde tamamlamamızı da sağlıyor.

Airbus A320 kabin basınçlandırma sistemi

KABİN BASINÇLANDIRMA SİSTEMİ ÇALIŞMAZSA NE OLUR?

Basınçlandırma sisteminin çalışmaması durumunda, dokularda oksijen oranının azalması anlamına gelen ”hipoksi” durumu ortaya çıkar. Özellikle uçağı kontrol eden pilotların hipoksi durumunu yaşaması ölümcül sonuçlara götürebilir.

Hipoksi durumunda sırasıyla, kalp atışının artması, baş dönmesi, dikkat toplayamama, yargılama yeteceğinin bozulması, görme bozukluğu ve bilinç yitimi gibi sonuçlar ortaya çıkar. Oksijene ulaşılamama durumu da ölümle sonuçlanır.

2007’de Airbus’ın yayımladığı “kabin dekompresyon farkındalığı” çalışmasına göre 40.000 feet irtifada, insanların oksijensiz kalması durumunda “yararlı bilinç” 18 saniye boyunca kendini muhafaza edebiliyor. İnsanlar bu esnada nefes alamayıp, bilinçlerini yitirene kadar acı çekiyor.

Uçakta meydana gelen ani dekompresyon (basınç kaybı) belirtileri, uçağın içinde ve dışında meydana geldiğini tahmin edeceğinizi gürültülü bir patlama ve kabin içindeki çeşitli eşyaların bir yere doğru güçlü bir şekilde emilmeye başlaması olabilir.


İlgili Haber | Uçağın Camı Kırıldı Yolcu Dışarı Fırladı!


Sivil Havacılık Otoritesi (CAA), havayolu şirketlerinin, kabin ekiplerini kademeli veya ani bir basınç kaybı durumunda takip edecekleri prosedürlere dair ciddi şekilde eğittiklerini söylüyor. Böyle bir senaryoda en yakın maskeyi takıp, paniklemeden normal bir şekilde nefes alıp vermeye devam ederken; kabin ekibinden gelecek direktifleri dikkatlice takip etmek gerekiyor.

YAKIN GEÇMİŞTE HELIOS KAZASI

14 Ağustos 2005’te, Helios Havayolları’na ait bir Boeing 737-300, Kıbrıs’ın Larnaka Havalimanı’ndan 115 yolcu ve 6 mürettebatı ile Atina’ya gitmek üzere havalandı. Kalkıştan 70 dakika sonra Atina’nın kuzeyinde dağlık bir alana düştü. Kazanın, kabin basınçlandırma sisteminin, uçuştan önce otomatikten manuele alındığı ve pilotların bunu fark etmemesinden kaynaklandığı anlaşıldı. Yani pilotlar dahil uçaktaki herkes oksijensiz kalıp bilincini yitirdi. Otopilot kontrolünde uçuşunu sürdüren uçak, yakıtı bitince Atina Havalimanı’nın 33 kilometre uzağında düştü.

Uçağın düşmesine neden olan butonun yer aldığı panel

GOLF YILDIZININ UÇAĞI DA DÜŞTÜ!

Ekim 1999’da gerçekleşen başka bir olayda, ünlü bir golf yıldızı olan Payne Stewart ve 5 arkadaşını taşıyan Learjet 35, Orlando’dan Dallas’a seyrederken düştü. Resmi raporda, kazayla ilgili özel bir neden tespit edilemedi, ancak büyük olasılıkla kabin basıncı kaybı ve acil durum oksijeni elde edilememesinin sonucu olarak, iki pilotun bilinç kaybı yaşadığı düşünülüyor.

HİNDİSTANLI PİLOTLAR KABİN BASINCINI UNUTTU!

20 Eylül 2018 günü Hindistan’da benzer bir durum nedeniyle büyük bir faciadan dönüldü. Jet Airways’e ait Boeing 737, Mumbai-Jaipur seferi için 166 yolcu ve 5 mürettebat ile havalandı. Kısa süre sonra 30 yolcunun burun ve kulakları kanamaya başladı. Durum kabin ekibi tarafından kokpite iletildi. Uçak 45 dakika içinde güvenli bir şekilde acil iniş gerçekleştirdi.

Pilotların, kabin basıncı kontrolünü sağlayan valfi açmayı unuttukları için olayın gerçekleştiği düşünülüyor. Yolcuların çektiği videolardan, kabin basıncının azaldığı ve oksijen maskelerinin düştüğü görülüyor.

ÖLÜMCÜL OLMAYAN DİĞER OLAYLAR

Son dönemde kabin basınçlandırma arızaları ile ilgili ölümcül olmayan başka olaylar da yaşandı. 2018’in Temmuz ayında, Ryanair uçağı 36.000 feet irtifada kabin basıncını kaybettikten. Pilotlar 7 dakika içinde 10.000 feete indi. Ardından da güvenli bir acil iniş gerçekleştirdi. 30’dan fazla yolcunun kulağından kan gelirken, bir çoğu hastanede tedavi altına alındı.

Yine Temmuz ayında, bir Air China uçağı, kabin basıncında bir kayıp olduğu düşünüldükten sonra 10 dakika içinde 25.000 feet irtifa azalttı. Ancak, uçak daha sonra tekrar tırmandı ve oksijen maskeleri açılmış olsa da varış noktasına doğru uçuşuna devam etti.

2016 yılında, Koreli Jin Air’e ait Boeing 737-800’ün kapısının etrafında bazı açıklıklar fark edildi. Uçak kapının etrafından hava alıyordu. Sanki iyi kapatılmamış gibiydi. İrtifa yükseldikçe, yolcularda baş ağrısı, mide bulantısı ve kulak ağrısı gibi hafif hipoksi belirtileri görüldü.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir