Boeing 737 MAX’i Gerçekten Bir Tesisatçı mı Kurtardı?

Havacılık dünyası daha kayıp Malezya uçağının sırrını çözememişken, yepyeni bir gizemli vakamız daha oldu. Yaklaşık bir haftadır dünya kamuoyuna inanılmaz bir uçuş hikâyesi anlatılıyor.

flydubai’nin Tel Aviv’e gitmek üzere Dubai’den havalanan Boeing 737 MAX uçağı, kalkıştan yaklaşık 2 saat sonra, Suudi Arabistan hava sahasında bir anda kontrolden çıkıyor.

Anlatılanlara göre uçağın Ummanlı yardımcı pilotu, kokpitteki acil durum baltasıyla Hindistanlı kaptana saldırıyor. Kaptan ağır şekilde yaralanıyor ve uçak çok sert dalışlara giriyor.

Yaralı kaptan kokpit kapısın içerden açıp, yardım istiyor ve yolcular kokpite koşuyor. İsrailli yolcu Yaniv Hayun yardımcı pilotu etkisiz hale getiriyor. Ama hikâyenin en inanılmaz bölümü bundan sonra geliyor.

Pilot olmayan Hayun kumandaların başına geçiyor, lövyeyi kendine çekiyor ve uçağı dalıştan çıkarıyor.

Ne hikmetse tam bu sırada uçağın içerisinde başka flydubai pilotları da olduğu ortaya çıkıyor. Onlar da kokpite geliyor. Uçağın kontrolünü Hayun’dan devralıp, Suudi Arabistan’ın Tabuk kentindeki askeri havaalanına indiriyor. Herkes hayatta kalıyor.

Yaniv Hayun dünya basınında uçağı kurtaran kahraman olarak öne çıkıyor. Olaydan birkaç saat sonra üzerinde kanlı gömleğiyle İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile görüşüyor.

ABD Başkanı Donald Trump olay hakkında açıklama yapıyor. Olaya pek inanmamış görünüyor. İster inanın ister inanmayın ama uçağı bir tesisatçı kurtarmış diyor.

BAE Başsavcılığı birkaç gün sonra yardımcı pilotun kaptana balta ile saldırdığını açıklayarak, yaşananları bir terör eylemi teşebbüsü olarak tanımlıyor.

İlk bakışta hikâye tamamlanmış gibi. Saldırgan belli. Silah belli. Uçak kurtarılmış. Herkes hayatta. Ama olayı biraz detaylı incelediğinizde, hikâyenin içerisinde cevabı hâlâ verilmeyen çok fazla soru olduğunu görebiliyorsunuz.

Ben bu videoda size alternatif bir hikâye anlatmaya çalışmayacağım. Kamuoyuna anlatılan hikâyeyi; uçuş takip kayıtlarıyla, tanık ifadeleriyle, resmî açıklamalarla, yolcu görüntüleriyle, uçak ve mürettebat kayıtlarıyla ve bugüne kadar ortaya çıkan soruşturma bulgularıyla yan yana koyarak, sizi biraz düşünmeye davet edeceğim. Hadi gelin birlikte biraz zihin jimnastiği yapalım.

Gizemli Uçuş Nasıl Başladı?

Hikayeyi başa saralım. 30 Eylül 2026. Dubai’den Tel Aviv’e gitmeye hazırlanan flydubai’ye ait A6-FKF tescilli Boeing 737 MAX 8’in kokpitinde iki pilot var.

Hindistanlı Kaptan Smit Machchhar ve Umman vatandaşı yardımcı pilot Hamam al-Hammami.

Uçak Dubai’den kalkıyor. Yaklaşık iki saat boyunca olağan dışı hiçbir şey yaşanmıyor. Sonra uçak aniden keskin bir dönüş yaparak çok hızlı şekilde irtifa kaybetmeye başlıyor. Toparlanıyor. Sonra yeniden dalıyor.

Açık uçuş takip verilerine göre, uçağın en dramatik hareketi, yaklaşık 30 saniyede 16 bin feetten fazla irtifa kaybetmesi. Yani bu sıradan bir türbülans değil. Ortada son derece ciddi bir kontrol problemi var.

Ama havacılıkla biraz haşır neşir olan herkes, dakikada yaklaşık 30 bin feet düzeyinde bir dalışı sürreal buluyor. Uçağın yapısal tasarım limitleri, oluşacak şok dalgası ve diğer faktörler, uçağın bu şartlarda tek parça kalmasına biraz engel gibi. Yani akla yatmayan ve mantıklı görünmeyen ilk detay bu.

Peki o esnada kokpitte ne oluyor?

BAE Başsavcılığı, yardımcı pilot Hamam al-Hammami’nin kokpitte bulunan crash axe yani uçağın acil durum baltasını kullanarak kaptana saldırdığını ve uçağın kumandalarını ele geçirmeye çalıştığını açıkladı. Bu olay artık resmen bir terör eylemi teşebbüsü olarak tanımlandı. Ama aynı açıklamada soruşturmanın devam ettiği de özellikle belirtiliyor.

Motivasyon araştırılıyor, olası bağlantılar takip ediliyor, fiziksel ve dijital deliller inceleniyor. Teknik soruşturma devam ediyor.

Olayın yaşandığı ilk saatlerde yardımcı pilotun kaptana bıçakla saldırdığı söylenmişti. Ama artık saldırının baltayla yapıldığı kesinleşti.

Dolayısıyla artık, bıçak uçağa nasıl sokuldu? sorusu devre dışı kaldı. Balta zaten uçakta bulunması zorunlu olan bir acil durum ekipmanı.

Artık şu soruların yanıtı aranıyor: Yardımcı pilot bu baltaya ne zaman erişti? Saldırıyla, uçağın olağan dışı uçuş hareketleri arasında ne kadar zaman vardı?

Çünkü hikâyenin en kritik bölümlerinden biri burada başlıyor.

Kaptan Smit Machchhar yaralanıyor. Daha sonra Hindistan Başbakanı Modi’ye anlattığına göre, uçak dalışlardan birindeyken, kendisi kokpit zemininde yatıyor. Kapının hemen yanında olduğunu fark edip, kokpit kapısını bir düğmeyi çevirerek açmayı başarıyor.

Buraya kadar tamam. Fakat şimdi başka bir tanık ifadesine bakalım.

Yolcu Tali Manes, altı yaşındaki kızını uçağın ön tarafındaki tuvalete götürdüğü sırada kokpit tarafından garip sesler duyduğunu anlatıyor. Ardından kokpit kapısına içeriden vuruluyormuş gibi sesler duyduğunu söylüyor.

Yakındaki kabin görevlisini uyarıyor ve Manes’in anlatımına göre, kabin görevlisi kapıyı açıyor.

Kapı açıldığında ise içeride iki pilotun kanlar içinde mücadelesini görüyor.

Şimdi burada çok ilginç bir ayrıntı var. Kaptan, kapının kilidini ben açtım diyor; kabin görevlisi de kapıyı fiziksel olarak açıyor. Ama bugün elimizde bunu kesin olarak doğrulayan bir kronoloji yok. Hatta ben görüntülerde bir kabin görevlisi de görmedim.

Kokpit kapısının açıldığı an çok önemli. Çünkü yolcuların müdahalesinin ne zaman başladığını anlamamız için en önemli referans bu.

Tam burada Yaniv Hayun devreye giriyor. Hayun profesyonel bir pilot değil. İsrailli bir yolcu. Mesleği de tesisatçılık.

Kendi anlatımına göre kokpite ulaştığında kaptanı yerde ağır yaralı halde görüyor. Yardımcı pilotun kumandalarla uğraştığını söylüyor.

Hayun ve diğer yolcular yardımcı pilotu etkisiz hale getirip kokpitten çıkarıyor. Sonra Hayun tekrar kumandalara dönüyor.

Kendi anlatımına göre lövyeyi kendine doğru çekerek, uçağı dalıştan çıkarıyor.

Hayun bunu, havacılık kazalarıyla ilgili daha önce izlediği belgesellerde gördüğünü söylüyor.

Şimdi. Bu gerçekten olağanüstü bir hikâye. Peki Yaniv Hayun uçağın neresinde oturuyordu? Günlerdir yaptığım araştırmalarda Hayun’un koltuk numarasını bulamadım.

Bu küçük bir ayrıntı gibi gelebilir. Ama değil. Hayun’un koltuk numarasını bilirsek, bulunduğu yerden kokpite ulaşmasının fiziksel olarak yaklaşık ne kadar sürebileceğini de hesaplayabiliriz. Ama başlangıç noktasını bilmiyoruz.

Bu Hayun’un anlattıklarının yanlış olduğunu göstermiyor. Ama hikâyenin çok kolay doğrulanabilecek parçalarından birinin hâlâ eksik olduğunu gösteriyor.

Ve daha önemli bir soru var. Hayun kumandalara tam olarak ne yaptı? Lövyeyi ne kadar çekti? Kaç saniye kontrol etti? Autopilot hangi durumdaydı? Thrust neydi? Trim ne durumdaydı? Uçağın toparlanmasını sağlayan gerçek manevra hangisiydi?

Bunları bir yolcu röportajından olarak öğrenemeyiz. Bunların kesin cevabını Flight Data Recorder yani FDR verebilir.

Ama iddia edildiği şekilde uçak o kadar sert bir dalıştayken, pilot olmayan birinin koltuğa yerleşerek, kumandayı devralması ve iyice sertleşen lövyeyi kendine doğru çekmesi kısmı da sürreal görünüyor. Bütün bunların 30 saniye içinde gerçekleşmiş olması ise neredeyse imkansız.

Transponder’a 7500 Kodunu Kim Girdi?

Şimdi elektronik zaman çizelgesine bakalım.

İlk büyük olağan dışı hareketler başladıktan hemen sonra transpondera, havacılıkta acil durumlar için kullanılan 7700 kodu giriliyor.

Birkaç dakika sonra kod değişiyor. Uçak kaçırılma sinyali olan 7500’e dönülüyor. Daha sonra tekrar 7700 kodu giriliyor.

Şimdi burada soru çok basit. 7500 kodunu kim girdi? Yaralı kaptan mı? Hayun mu? Yardımcı pilot mu? Yoksa o sırada kokpitteki diğer flydubai pilotu mu? Ve neden ilk anormal hareketlerden yaklaşık 14 dakika sonra? Bu 14 dakikanın içerisinde kokpitin kontrolü kaç kez el değiştirdi? Bilmiyoruz.

CVR ve FDR verileri bu meseleye de ışık tutabilir.

Uçuş Sırasında Transponder Kapatıldı mı?

Bir başka tartışma transponder konusunda. Reuters’a konuşan İsrailli bir yetkili, transponderın uçuşun bir bölümünde yaklaşık yarım saat kapalı kaldığını söyledi.

Fakat açık uçuş takip verileriyle bu iddiayı doğrulamak kesinlikle mümkün değil.

Açık verilerde takip boşlukları görülebiliyor. Fakat bunların kasıtlı olarak transponderın kapatılmasından kaynaklandığını yalnızca bu veriden söyleyemeyiz.

Ama şu soruyu soruyorum: Reuters’a bu bilgiyi veren yetkilinin dayandığı veri neydi? Radar kaydı mı? ATC verisi mi? ADS-B mi? Yoksa kamuya açık olmayan başka bir teknik kayıt mı?

Uçakta Başka flydubai Pilotu Var mıydı?

Şimdi gelelim hikâyenin diğer tesadüf gibi görünen kısmına.

Uçakta başka flydubai pilotları da bulunuyor. Bu ilk bakışta göründüğü kadar gizemli değil. Havacılıkta pilotların başka bir görev için yolcu olarak taşınması olağan dışı bir uygulama değil.

Flydubai de pass uçan mürettebatın uçakta olduğunu doğruladı. Ama olaylar yaşanırken, uçağın kontrolünü neden pilot olmayan Hayun ele geçirdi?

Kontrolü Hayun’dan hangi pilot devraldı? Diğer pilot o sırada ne yaptı? Bunlar spekülasyona neden olmadan hemen yanıtlanabilecek sorular.

Yolcular Dalış Sırasında Kaç G Yüke Maruz Kaldı?

Şimdi G kuvveti meselesine gelelim. Sosyal medyada FZ1073’ün inanılmaz G kuvvetlerine maruz kaldığına dair çeşitli rakamlar dolaşıyor.

Burada çok dikkatli olmak gerekiyor. ADS-B verileri bize irtifayı, hızı veya dikey dalış oranını gösterebilir.

Ama yalnızca uçak dakikada şu kadar feet alçaldı bilgisından kabindeki insanların kaç G yaşadığını net şekilde hesaplayamayız. Bunun için FDR’daki ivme verilerine ihtiyacımız var.

Uçak sapasağlam yere inmişken, karakutu verileri neden şu ana kadar açıklanmadı derseniz? Yanıtını maalesef bilmiyorum. Bu da ilginç bir başka detay.

Uçağın İçinden Paylaşılan Görseller Ne Anlatıyor?

Bu kadar dik bir dalışta oksijen maskelerinin neden düşmediği en sık sorulan sorulardan biri. Kabin basıncında bir değişiklik olmadığı için bunun böyle olmasını normal bulan uzmanlar var.

Ama sıradan bir uçuşta ortalamanın üzerinde bir türbülans vakası yaşandığında bile kabin içinin savaş alanına döndüğünü gösteren görseller hepimizin hafızasında.

Neden bu uçuşta yaşandığı iddia edilen ölümcül dalışlar sonunda kabinde anormal bir tablo görünmüyor? Bir yolcunun servis masasındaki dolu su bardağı üzerinden bu konu sıkça tartışılıyor. Kabinde her şey yerli yerinde gözüküyor.

Bir diğer soru: 180’in üzerinde insanın bulunduğu ve herkesin ölümle burun buruna geldiği bir olayın yaşandığı bir kabinde, neden sadece sosyal medyada dönüp dolaşan birkaç video görüntüsü var?

Bu kadar çok insandan, böylesi bir olay sonunda çok daha fazla video çıkması gerekmez miydi? Bilmiyorum.

Basit bir teknik arıza sonrası acil tahliye kaydırakları ile yolcuların boşaltıldığı olaylarda bile, eline kabin bagajını alıp uçağı slide ile terk eden insanların uçağın önünde fotoğraf çekindiği, selfie yaptığı, hatta birilerini görüntülü aradıkları olaylara hep şahit oluyoruz ve eleştiriyoruz.

Böylesi bir facianın eşiğinden dönen ve buradan sağ çıkan hiç kimsenin, indikten sonra uçağın önünde tek bir kare fotoğrafı olmaması da çok şaşırtıcı geldi bana.

737 MAX’in Rudder’ı Koptu mu?

Uçağın önünde birkaç kare çekinen insan konusu uçağın kuyruğu ile ilgili tartışmalar açısından önemli. Tabuk’ta çekildiği iddia edilen bir fotoğrafta uçağın rudder bölgesinde hasar görülüyor. Ama sadece tek bir kare var.

Bu hasar gerçekten varsa, bunun ne zaman oluştuğunu bilmiyoruz. Bazı başka görüntüler üzerinden uçağın iniş sırasında rudderının hâlâ sağlam olduğunu iddia edenler de var.

Görüntüler gerçekten o gün orada ve o uçakta mı çekildi? Bilmiyoruz. O yüzden rudder dalış sırasında koptu demek de iniş sırasında kesin sağlamdı demek de şu an mümkün değil. Ama neden uçak indikten sonra hiç başka görüntüsü yok sorusu bence önemli.

Aynı problem kabin içi görüntülerinde de var. İnternette FZ1073 etiketiyle dolaşan her görüntü FZ1073’e ait değil.

Başka uçuşlardan alınmış görüntülerin bu olaydanmış gibi paylaşıldığını biliyoruz. Bazı videolara sonradan farklı sesler eklenmiş olabileceğine dair iddialar da var.

Dolayısıyla sosyal medyada dramatik bir video gördüğünüzde yalnızca:

“Bu gerçek mi?” diye sormak yeterli değil.

Çünkü uçak dalıştayken çekilmiş görüntüyle, saldırgan etkisiz hale getirildikten sonra çekilmiş görüntüyü ve iniş sırasında çekilmiş görüntüyü aynı ana aitmiş gibi yan yana koyarsanız, gerçekte hiç yaşanmamış bir kronoloji oluşturabilirsiniz.

Oman Air Yardımcı Pilotu Güvenlik Endişesi Nedeniyle Uçuşlardan Çekti mi?

Şimdi olayın baş kahramanı 29 yaşındaki Umman vatandaşı yardımcı pilot Hamam al-Hammami’nin geçmişine bakalım. Çünkü bu konuda son birkaç günde çok önemli bilgiler ortaya çıktı.

Associated Press ve ABC News’in yetkili kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre Al-Hammami, daha önce Oman Air’de güvenlik endişeleri nedeniyle uçuş görevinden uzaklaştırılmış ve idari bir göreve geçirilmiş. O da bir süre sonra Oman Air’den ayrılarak, flydubai’de işe başlamış.

Eğer bu bilgi doğruysa, flydubai uçuşunda yaşanan kaos aslında 2024’te başlamış demektir.

Çünkü pilot gerçekten güvenlik riski nedeniyle uçuştan alındıysa, bu bilgi Oman Air’den flydubai’ye aktarıldı mı?

flydubai işe alım sürecinde bu kaydı biliyor muydu? Biliyorsa neden işe aldı? Bilmiyorsa durum daha vahim. Ve bu kişi nasıl Tel Aviv uçuşunun kokpitine kadar gelebildi? İşte benim için şu anda dosyanın en ciddi sorularından biri bu.

Burada başka bir tartışma daha var. Al-Hammami, Umman vatandaşı. Umman’ın İsrail’le diplomatik ilişkisi yok. Dolayısıyla olayın ardından “Ummanlı bir pilot zaten İsrail’e uçmamalıydı.” şeklinde iddialar ortaya çıktı.

BAE ile İsrail arasındaki ikili havacılık düzenlemelerinde, yalnızca İsrail’le diplomatik ilişkisi olan ülkelerin vatandaşlarının uçabileceğine dair açık bir vatandaşlık yasağı bulunmuyor.

İsrail uçuşlarında görevlendirilecek mürettebat için hangi güvenlik prosedürleri uygulanıyor? Vatandaşlık dışında özel güvenlik kontrolleri var mı? Varsa Al-Hammami bu kontrollerden nasıl geçti? Eğer hakkında gerçekten 2024’ten kalma bir güvenlik kaydı varsa, sistem bu açığı neden yakalayamadı? Gibi sorular da şimdilik yanıtsız.

Netanyahu ve Trump Ne Söyledi?

Biraz da siyasi açıklamalara bakalım. Ay sonunda ülkesinde yapılacak seçimlere hazırlanan İsrail Başbakanı Netanyahu, olayın ardından yardımcı pilotun radikal İslamcı bir eğitimden geçtiğini söyledi. Yaniv Hayun’la görüştü ve kendisini övdü.

ABD Başkanı Donald Trump da olay hakkında açıklamalar yaptı. İran bağlantısı ihtimalinden söz etti ve böyle bir bağlantının ortaya çıkması halinde sert karşılık verileceğini söyledi.

Şu ana kadar kamuoyuna sunulmuş, İran’ın veya başka bir devlet ya da örgütün bu olayı yönlendirdiğini kesin olarak gösteren bir delil yok.

Dolayısıyla siyasi açıklamaları, soruşturmanın teknik bulgularıyla karıştırmamak gerekiyor. İsrail’de yaklaşan seçimler öncesi, hükümetin bunu bir siyasi malzeme olarak kullandığını iddia eden çok fazla yorum da var.

Tüm Soruların Yanıtı Gerçek Teknik Verilerde

Sonuç olarak, bu kesinlikle sıradan bir havacılık olayı değil. İnsan doğasının, en karanlık ve en aydınlık reflekslerinin aynı anda tetiklendiği olağanüstü bir vaka.

Yaşananlar basit bir tesadüfler silsilesinden ziyade kriz anında ortaya çıkan kolektif insan potansiyeliyle ilgili gibi görünüyor. Bay Rogers’ın meşhur “Kötü bir şey olduğunda yardım edenleri arayın.” felsefesini hatırlatıyor. Ama bütün parçaları yan yana koyduğumuzda, hikayenin flu kalan kısmı oldukça fazla.

Ben size alternatif bir hikâye anlatmaya çalışmıyorum. Hikâyenin içinde cevaplaması gereken bazı soruları hatırlatıyorum. Çünkü bu soruların cevapları sosyal medyada veya komplo teorilerinde değil.

Cevaplar karakutuda. ATC kayıtlarında. Mürettebata ait güvenlik ve personel dosyalarında. Uçağın teknik incelemesinde. Eğer veriler doğru şekilde açıklanırsa, bugün sorduğumuz çoğu soruya çok basit şekilde yanıt bulmuş olacağız.

Bu yüzden FZ1073 dosyasında benim için şu anda en önemli soru şu: FDR, CVR ve diğer teknik kayıtlar açıklanırsa, bu hikâyenin ne kadarı, şu ana kadar kamuoyuna anlatılan hikaye ile aynı kalacak? Onu da bekleyip göreceğiz…

adbanner