Honeywell Aerospace liderliğinde 10 Avrupa ülkesinden 18 kuruluşun yer aldığı NEWBORN projesi, geleceğin uçakları için geliştirilen megawatt sınıfı hidrojen-elektrikli tahrik sisteminde önemli bir aşamayı tamamladı. Hidrojen yakıt hücreli güç kaynağının temel alt sistemleri başarıyla entegre edilirken, sıradaki aşamada yakıt hücresi, bataryalar, elektrik motoru ve uçak pervanesi tek bir sistem olarak yer testine alınacak.
Havacılık sektörünün fosil yakıtlara bağımlılığını azaltmayı amaçlayan hidrojen teknolojilerinde önemli bir mühendislik eşiği aşıldı. Honeywell Aerospace liderliğinde yürütülen Project NEWBORN kapsamında, geleceğin uçaklarında kullanılması hedeflenen megawatt sınıfı hidrojen-elektrikli tahrik sisteminin hidrojen yakıt hücreli güç kaynağı başarıyla entegre edildi.

Honeywell Aerospace, 17 Eylül 2026’da yaptığı açıklamada, Avrupa’nın farklı noktalarında geliştirilen temel alt sistemlerin işlevsel bir hidrojen güç kaynağı oluşturacak şekilde bir araya getirildiğini duyurdu. Sistem, hidrojen yakıt hücrelerinden elektrik üreterek bunu bir hava aracının elektrikli tahrik sistemine aktarabilecek şekilde tasarlanıyor.
Gelinen aşama henüz hidrojenle çalışan bir uçağın uçuş testine hazır olduğu anlamına gelmiyor. NEWBORN’un sıradaki büyük hedefi, hidrojen güç kaynağından bataryalara, elektrik motorundan pervaneye kadar bütün tahrik zincirini tek bir sistem halinde çalıştırmak.
Hedef 1 megawatt sınıfında tahrik sistemi
Avrupa Birliği Clean Aviation programı kapsamında yürütülen NEWBORN, yaklaşık 1 megawatt sınıfında hibrit yakıt hücresi-batarya tahrik sistemi geliştirmeyi amaçlıyor.
Projenin teknik hedeflerine göre yer demonstratöründe yaklaşık 720 kW seviyesinde yakıt hücresi sistemi kullanılacak, kalan güç ihtiyacı ise bataryalarla desteklenerek yaklaşık 1 MW seviyesinde kalkış şaft gücüne ulaşılması hedeflenecek.
Daha uzun vadede ise geliştirilen mimarinin 3 MW’ın üzerindeki güç seviyelerine ölçeklenebilmesi amaçlanıyor. Bu hedef özellikle önemli çünkü küçük deneysel elektrikli uçaklarda kullanılan sistemlerle daha büyük hava araçlarının ihtiyaç duyduğu güç arasında ciddi fark bulunuyor.
NEWBORN bu nedenle yalnızca hidrojen yakıt hücresinin bir uçakta kullanılabileceğini göstermeye değil, teknolojinin gelecekte daha büyük hava araçlarında kullanılabilecek güç seviyelerine taşınıp taşınamayacağını ortaya koymaya çalışıyor.
Sistem hidrojenle nasıl elektrik üretecek?
NEWBORN’un geliştirdiği sistemde hidrojen doğrudan bir jet motorunda yakılmıyor. Bunun yerine yakıt hücresinde elektrokimyasal reaksiyon yoluyla elektrik enerjisine dönüştürülüyor.
Üretilen elektrik, güç elektroniği ve dağıtım sistemleri üzerinden elektrik motoruna aktarılıyor. Elektrik motoru da pervaneyi döndürerek uçağın ihtiyaç duyduğu itkiyi sağlıyor. Bataryalar ise özellikle kalkış gibi daha yüksek güç gerektiren uçuş aşamalarında yakıt hücresine destek veriyor.
Bu nedenle NEWBORN, hidrojenin doğrudan yakıldığı hidrojen yanmalı motor projelerinden farklı bir teknolojiye dayanıyor. Projenin merkezinde hidrojen yakıt hücresi ile bataryaların birlikte kullanıldığı hibrit-elektrikli bir tahrik mimarisi bulunuyor.
Honeywell özel test platformu geliştirdi
Hidrojen güç kaynağının gerçek bir hava aracında karşılaşabileceği koşulları yerde değerlendirebilmek için Honeywell Aerospace özel bir test platformu geliştirdi.
Prag yakınlarındaki araştırma merkezinde kurulan altyapıda güç kaynağının yanı sıra çalışma akışkanlarının dağıtım sistemleri, elektrik sistemleri, kontrol altyapısı, güvenlik ekipmanları ve ısı yönetimi sistemleri bulunuyor. Böylece mühendisler yalnızca yakıt hücresini değil, sistemi oluşturan farklı bileşenlerin birlikte nasıl çalıştığını da değerlendirebiliyor.
Bu entegrasyon özellikle hidrojen-elektrikli havacılık açısından kritik önem taşıyor. Çünkü teknolojinin gerçek bir uçakta kullanılabilmesi için hidrojen yönetimi, yüksek voltajlı elektrik dağıtımı, güç elektroniği, soğutma, kontrol ve güvenlik sistemlerinin aynı anda güvenilir biçimde çalışması gerekiyor.
10 Avrupa ülkesinden 18 kuruluş çalışıyor
2023 yılında başlatılan NEWBORN, Honeywell Aerospace liderliğinde 10 Avrupa ülkesinden 18 şirket, üniversite ve araştırma kuruluşunu bir araya getiriyor.
Projede PowerCell, Fraunhofer, Test-Fuchs, Siemens Industry Software, KU Leuven, Friedrich-Alexander-Universität Erlangen-Nürnberg ve CIRA gibi kuruluşlar farklı teknoloji alanlarında görev alıyor.
Hidrojen yönetiminden hava besleme sistemlerine, termal yönetimden güç elektroniğine, elektrik dağıtımından kontrol ve güvenlik sistemlerine kadar birçok teknoloji Avrupa’nın farklı merkezlerinde paralel olarak geliştirildi.
NEWBORN Proje Koordinatörü Miroslav Matoušek, çalışmanın yalnızca yeni bir teknolojiyi ortaya koymadığını, Avrupa’daki sanayi kuruluşları, üniversiteler ve araştırma merkezlerinin iddialı bir teknolojik hedef doğrultusunda birlikte çalışabilme kapasitesini de gösterdiğini belirtti.
Sıradaki büyük test İtalya’da yapılacak
Çekya’da test edilen hidrojen güç kaynağı, projenin sonraki aşaması için İtalya’nın Gorizia kentine taşınacak. Burada Avrupa’nın farklı merkezlerinde geliştirilen sistemler ilk kez tam bir tahrik zinciri oluşturacak şekilde bir araya getirilecek.
Hidrojen yakıt hücreli güç kaynağı, Pipistrel tarafından sağlanan batarya sistemleriyle entegre edilecek. Sistem daha sonra University of Nottingham, Honeywell Aerospace ve Pipistrel tarafından ortak geliştirilen megawatt sınıfı elektrikli tahrik sistemiyle birleştirilecek.
Nihai yer demonstrasyonunda yakıt hücresi ve bataryaların ürettiği elektrik, elektrik motoruna aktarılacak ve motor bir uçak pervanesini çalıştıracak.
Bu test, NEWBORN projesinin en önemli kilometre taşlarından biri olacak. Başarılı olması halinde Avrupa’nın farklı noktalarında ayrı ayrı geliştirilen çok sayıda teknolojinin tek bir megawatt sınıfı hidrojen-elektrikli tahrik sistemi içerisinde birlikte çalışabildiği gösterilecek.
Havacılıkta hidrojenin en büyük sorunu yalnızca güç üretmek değil
Hidrojen yakıt hücrelerinin uçaklarda kullanılmasının önündeki mühendislik sorunları yalnızca yeterince güçlü bir elektrik motoru geliştirmekten ibaret değil. Hidrojenin uçakta güvenli şekilde depolanması ve yönetilmesi, yakıt hücresinin ihtiyaç duyduğu hava akışının sağlanması, yüksek voltajlı elektriğin dağıtılması ve sistemin ürettiği ısının uzaklaştırılması gerekiyor.
Üstelik bütün bunların mümkün olduğunca düşük ağırlıkla gerçekleştirilmesi gerekiyor. Havacılıkta sistem ağırlığındaki artış, uçağın menzilini ve taşıyabileceği yolcu veya yük miktarını doğrudan etkileyebiliyor.
Bu nedenle NEWBORN yalnızca bir yakıt hücresi geliştirme projesi değil. Hava besleme ve şartlandırma sistemlerinden hidrojen yönetimine, termal kontrolden elektrik dağıtımına, güç elektroniğinden iletişim ve güvenlik izleme sistemlerine kadar bütün tahrik mimarisi üzerinde çalışılıyor.
NEWBORN Teknik Lideri Ondřej Kotaba da farklı merkezlerde paralel olarak geliştirilen bu teknolojilerin tek bir işlevsel sistem halinde birleştirilmesinin projenin en önemli aşamasını oluşturduğunu vurguluyor.
1 MW neden önemli?
Bir megawatt yaklaşık 1.340 beygir gücüne karşılık geliyor. Bu nedenle NEWBORN’un hedeflediği güç seviyesi küçük ölçekli bir laboratuvar deneyinin ötesinde, gelecekte daha büyük hava araçlarında kullanılabilecek elektrikli tahrik teknolojilerine yönelik önemli bir basamak olarak görülüyor.
Elektrikli havacılığın temel problemlerinden biri, güç seviyesi yükseldikçe sistem ağırlığının ve ortaya çıkan ısının da artması. Küçük elektrikli uçaklarda çalışan teknolojileri daha büyük bölgesel veya ticari hava araçlarına taşımak bu nedenle yalnızca daha güçlü motor kullanmakla çözülemiyor.
NEWBORN’un yaklaşık 1 MW seviyesindeki demonstratörü, yakıt hücresi, batarya, güç elektroniği ve elektrik motorunun daha yüksek güç seviyelerinde birlikte çalışmasını göstermeyi hedefliyor. Projenin 3 MW’ın üzerindeki sistemlere ölçeklenebilirlik hedefi de gelecekte daha büyük uçaklara uygulanabilecek teknolojilerin geliştirilmesi açısından önem taşıyor.
Hidrojen-elektrikli uçaklar ne kadar çevreci?
Hidrojen yakıt hücresinin uçakta kullanılması sırasında klasik jet motorlarındaki gibi doğrudan karbondioksit emisyonu oluşmuyor. Yakıt hücresindeki elektrokimyasal süreç elektrik üretirken temel olarak su ve ısı ortaya çıkarıyor.
Ancak hidrojen-elektrikli bir uçağın toplam çevresel etkisini değerlendirirken yalnızca uçuş sırasındaki emisyonlara bakmak yeterli değil. Hidrojenin hangi enerji kaynağı kullanılarak üretildiği, depolanması için gereken enerji ve havalimanlarına nasıl taşındığı toplam karbon ayak izini doğrudan etkiliyor.
Bu nedenle hidrojenin havacılıkta sağlayabileceği iklim avantajı, büyük ölçüde düşük karbonlu veya yenilenebilir enerji kaynaklarıyla üretilen hidrojenin yaygın ve ekonomik hale gelmesine bağlı olacak.
Ticari uçuşlardan önce aşılması gereken çok sayıda engel var
NEWBORN’daki son gelişme, hidrojen-elektrikli yolcu uçaklarının kısa sürede havayolu filolarına gireceği anlamına gelmiyor. Teknolojinin ticari havacılıkta yaygınlaşabilmesi için güç yoğunluğu, sistem ağırlığı, hidrojen depolama, termal yönetim, güvenlik ve sertifikasyon gibi birçok alanda daha fazla çalışma yapılması gerekiyor.
Havalimanlarında hidrojenin tedarik edilmesi, depolanması ve uçaklara güvenli şekilde aktarılması için yeni altyapılara da ihtiyaç duyulabilir. Bunun yanında yeni tahrik sistemlerinin havacılık otoritelerinin kapsamlı sertifikasyon süreçlerinden geçmesi gerekecek.
Dolayısıyla NEWBORN’un mevcut başarısını “hidrojenli uçak hazır” şeklinde yorumlamak doğru değil. Projenin önemi, megawatt ölçeğinde hidrojen-elektrikli tahrik teknolojisinin farklı alt sistemlerinin işlevsel bir bütün haline getirilmeye başlanmasında yatıyor.
Gözler tam sistem testine çevrildi
NEWBORN için bundan sonraki en önemli aşama Gorizia’da gerçekleştirilecek tam sistem yer demonstrasyonu olacak. Hidrojen yakıt hücresi, bataryalar, güç elektroniği, elektrik motoru ve pervane aynı tahrik zinciri içerisinde birlikte çalıştırılacak.
Clean Aviation’ın proje hedeflerine göre demonstratörle yaklaşık 1 MW kalkış şaft gücünün yer koşullarında gösterilmesi amaçlanıyor. Aynı zamanda sistemin verimliliği, güç yoğunluğu, kararlılığı ve güvenliği gibi kritik performans göstergeleri değerlendirilecek.
Testlerin başarıyla tamamlanması hidrojen-elektrikli ticari uçakların hemen hizmete girmesini sağlamayacak. Ancak yüksek güçlü yakıt hücrelerinin laboratuvar ve alt sistem seviyesinden bütünleşik bir uçak tahrik sistemine taşınması açısından önemli bir teknik eşik aşılmış olacak.
NEWBORN’un asıl sınavı da bu aşamada gerçekleşecek: Avrupa’nın farklı noktalarında geliştirilen teknolojilerin tek bir sistem içerisinde güvenli ve kararlı biçimde megawatt seviyesinde güç üretip bir uçak pervanesini çalıştırabildiğinin gösterilmesi.












