Written by 21:00 Güncel-Gündem, HAVACILIK, Videolar

Into the Night Dizisi’nde Mantık Hataları

1 Mayıs’ta, Netflix içerikleri arasına yeni bir dizi eklendi. 35-40 dakikalık 6 bölümden oluşan Belçika yapımı dizinin, sahnelerinin çoğunda uçak ve havalimanı olan fragmanı bile ilgi çekmek için yeterli. İzlemeye başladıktan sonra ara vermeden tüm bölümleri bir anda bitirilebileceğiniz sürükleyiciliğe sahip bir dizi olan Into the Night’ın bazı sahneleri, evrensel havacılık doğrularıyla çelişmesi yüzünden çok tartışılıyor.

INTO THE NIGHT KONUSU NE?

Polonyalı yazar Jacek Dukaj’ın The Old Axolotl isimli romanından uyarlanan Into the Night, güneşin polarizasyonun değişmesi ve radyoaktivite kaynaklı bir durum sonucunda insanlar için öldürücü bir silah haline gelmesi nedeniyle, sürekli batıya uçarak karanlıkta kalmaya çalışan uçak yolcularının öyküsü. Oyuncuları arasında Mehmet Kurtuluş isimli bir Türk oyuncu da yer alıyor.

Konusu ve hikayesinin klasik bir bilim kurgudan çok, gerçeğe paralel ilerlemesiyle ilgi çekici yapım haline gelmiş. Sorunlara karşı doğaüstü yollar üzerinden çözümler geliştirilmiyor.

Güneş ışınlarının insanları öldürdüğünü gizli bir toplantıda öğrenen bir NATO subayı, Brüksel’den Moskova’ya gidecek BE Havayolları’na ait bir Airbus A320’yi kaçırıyor. Bulgaristan’daki sığınağa ulaşana kadar sürekli gece uçuşu gerçekleştirilen grup için amansız bir hayatta kalma yarışı başlıyor. Yaklaşık 1 haftalık süreyi anlatan dizide tüm olaylar sadece 16 karakterin gözünden anlatılıyor.

HAVALİMANLARINDA GÜVENLİK ZAAFİYETİ

Uçak kaçırmaya geçmeden önce NATO subayının havalimanı güvenliğindeki görevliye saldırıp onun silahını alması ve uçağa binebilmesi, havalimanlarındaki güvenlik zafiyetlerine bir vurgu gibi düşünülse de günümüz terminallerinde böylesi bir olayın gerçeklikle hiçbir şekilde bağdaşmadığını söyleyebiliriz.

Güvenlik görevlisini etkisiz hale getirerek elindeki silahı alan ve uçağa binen bir yolcunun olduğu, Avrupa’nın merkezindeki bir havalimanı terminalinde, korsan uçağa bindikten sonra kalkışa kadar geçen yarım saat içinde uçağa hiçbir güvenlik desteği gelmemesi bir başka önemli detay.

Kısa süre önce New York JFK Havalimanı’ndan Los Angeles’e gitmek için kalkışa hazırlanan JetBlue Havayolları’na ait Airbus A321’in, piste doğru ilerlerken, radyo ekipmanlarında meydana gelen arıza nedeniyle kule ile bağlantısı kesildi. Pilot, bu esnada yanlışlıkla transponder’a uçağın kaçırıldığı anlamına gelen 7500 kodunu girdi. Bir anda havalimanında hareketlenme yaşandı ve onlarca özel kuvvet aracı, piste doğru giden uçağın etrafını sardı. Uçağın dışında ellerinde ağır silahlarla polisleri gören uçaktaki yolcular, korku dolu anlar yaşamıştı.

HELİKOPTER PİLOTU UÇAK KULLANABİLİR Mİ?

Diziyi izleyen dikkatli izleyicilerin gözüne çarpan havacılıktaki gerçekler ile bağdaşmayan mantık hatalarına devam edelim.

Bir helikopter pilotunun, gerekli eğitim ve lisansa sahip olmadan, ticari bir yolcu uçağının kokpitine girip kaptan pilot koltuğunda uçağı uçurabilmesi diğer kritik hata. Airbus pilotlarının Boeing’i ya da Boeing pilotlarının Airbus’ı uçuramadığı düşünülürse, çalışma performansları ve gereksinimleri tamamen farklı bir hava aracı olan helikopter pilotunun, ticari yolcu uçağı uçurması pek rasyonel görünmüyor.

PİLOTLAR İÇİN UÇAĞI KALDIRMAK YOKSA İNDİRMEK Mİ DAHA ZOR?

Ayrıca dizinin ilerleyen bölümlerinde helikopter pilotu Sylvie’nin, uçağı YouTube videosu izleyerek tek başına sorunsuzca indirmesi diziyi gerçeklikten tamamen uzaklaştıran bir detay. Sylvie’nin, uçağı kaldırmanın, indirmekten daha zor olduğuna dair kullandığı ifade de yine ciddi bir hata olarak öne çıkıyor. Uçuşun en zorlu ve tehlikeli aşamalarının ilk 3 ve son 8 dakika olduğunu biliyor olsak da; pilotların çoğu iniş prosedürlerinin çok daha zorlu olduğunu ve daha fazla dikkat gerektirdiğini belirtiyor. Yani gerçek hayatta işin profesyonelleri, inişin kalkıştan daha zor olduğunu belirterek dizideki ifadeyi yalanlıyor.

UÇAKLARDA GERİ VİTES VAR MI?

Yolcuların uçağa körükten alındığı boarding yönteminde, yolcu alımı bittikten sonra körüğü kullanan operatörün, körüğü uçaktan uzaklaştırmasından sonra push back aracının yardımı ile uçağın körükten ayrılmasını bekleriz.

Oysa dizideki sahnede uçak, körükten ayrılma işlemi yapılmadan ve push back aracı olmadan geri gidiyor. Uçakların teorik olarak kendiliğinden geri gidebilmesi mümkün ama bu pratikte güvenlik sebebiyle tercih edilmeyen bir uygulama. Motorları vitesli bir sisteme sahip olmadığı için, uçaklarda “geri vites” yok. Uçakların, “power back” olarak adlandırılan kendi kendine geri gitmesini sağlayan reverse thrust özelliği bulunuyor. Ancak böyle bir durumda oluşan motor kaynaklı güçlü hava akımı, çevredeki insan ve nesnelere zarar verebilir. Ayrıca motor, oluşan güçlü akım nedeniyle çevreden yabancı madde (alarak kullanılamaz hale gelebilir. Bu yüzden push back uygulaması tercih ediliyor. Dizide ise uçağın körükten ayrıldığı sahnede push back aracı kullanılmadığı gibi motorların da çalışmadığı görülüyor. Özetle dizideki en çok göze batan yanlışlardan biri uçağın körükten ayrılış şekli.

UÇAKTA İLETİŞİM SİSTEMLERİ

NATO subayının uçağa bindikten sonra uçağın yardımcı pilotu Mathieu ile tartışıp onu elinden vurmasıyla uçağın iletişim sistemleri ve telsizleri bozuluyor. Ateş alan silahtan çıkan kurşunun, uçağın gövdesine zarar verip bir basınçlandırma sorunu yaratmamış olması önemli bir yanlış gibi görünüyor.

Uçaklarda birbirinden bağımsız çalışma sistem ve antenleri olan ayrı iletişim sistemleri ve VHF telsiz sistemi bulunuyor. Tek bir kurşunla uçağın tüm iletişim sistemlerinin zarar görmüş olması ve uçağın dış dünya ile iletişiminin kesilmiş olması pek mümkün değil.

Uçakta motor çalıştırmak için bile kuleden izin alınması ve inilecek destinasyona kadar sürekli kule ile irtibatta kalınması gerekirken; kule ile hiçbir irtibatı olmayan uçağın pist başına ilerleyip o esnadaki hava trafiği, havalimanına iniş kalkış yapan uçakların durumunu gözetmeden tamamen başına buyruk şekilde kalkış gerçekleştirmesi, uçuş planı olmadan seyrine devam etmesi ve istedikleri havalimanına inilmesi gerçek uygulama ile asla bağdaşmıyor.

Brüksel’den kalkış gerçekleştirildikten sonra, yakıt ikmali için iniş yapılan havalimanında, uçağı terk etmek için tahliye kaydırağı yani slide kullanılıyor. Uçuşa devam etmeden önce tekrar kullanılamaz hale gelen, patlayan slide’ın söküldüğüne dair bir kanıt bulunmuyor.

İnilen her havalimanında yakıt ikmalinin bu kadar kolay, sıradan bir olaymış ve herkes tarafından yapılabilirmiş gibi gösterilmesi de gerçeklikle bağdaşmayan bir başka önemli detay.

OKSİJEN MASKELERİ NEREYE KAYBOLDU?

Dizinin 3’üncü bölümünde, uçağın pencerelerinden biri hasarlanıp seyir esnasında tamamen patlıyor. Bu esnada basınç kaybına bağlı olarak oksijen maskeleri açılıyor. Gerçeklikten uzak bir sahneyle uçağın patlayan penceresi bir plaka ile kapatıldıktan sonra sorun çözülüyor. Ancak bir sonraki bölümde maskeler yuvalarında olduğu ve her şeyin normale döndüğü görünüyor. Böylesi bir durumda uçağın hangara çekilerek bakım ekibi tarafından oksijen tüplerinin doldurulması ve oksijen üretimi sağlayan kimyasalların kontrolünü gerçekleştirmesi gerekiyor. Yolcuların kullandığı maskelerin de yuvalarına yerleştirilmesi basit bir iş değil. Ayrıca uçağın seyir irtifasında bir basınçlandırma sorunu yaşandığında maske takmayan bir yolcunun kısa süre içinde bilincini kaybetmesi beklenirken dizide maske takmayan insanların bilinci açık şekilde hayatta kalabildiği görülüyor.

Uçağın iletişim sistemlerinin tamiri için girilen aviyonik kompartıman ve iniş takımına saklanan kişiyi bulmak için inilen arka kargo bölümündeki sahnelerinin çekildiği alanların hem uçaktaki konumları hem de genişlikleri gerçeği yansıtmıyor.

Kalkış için pistte koşuya geçmiş uçağın arkasından koşarak yetişen ve iniş takımına girip saklanmayı başaran asker; uçağın arkasından ateş eden askerlerin pencereye isabet etttirmesi, uçağın telsiz sisteminde yaşanan sorunun bir elektronik dükkanından alınan herhangi bir telsiz ile tamir edilmesi, üniversitede ağ teknisyeni olarak çalışan bir yolcunun, uçağın haftalardır çözülemediği söylenen internet sorununu çözmesi, pilotların iniş takım yuvasında biri olduğunu anlamasını sağlayacak kokpitteki ikazlar, iniş yapılan pistin bitiş noktasında piste dik konumda yerleştirilmiş bir hangar olması,  polonyalı teknisyenin Fransızca bilip, havacılığın ana dili olan ve işini yapabilmesi için mutlaka bilmesi gereken İngilizceyi bilmiyor olması diziyi gerçeklikten uzaklaştıran diğer detaylar.

UÇAK TUVALETİNE BİRİNİ KİLİTLEMEK MÜMKÜN MÜ?

Uçak tuvaletlerinin kapısındaki kilit mekanizmasının hem içeriden hem dışarıdan aynı sürgüyle açılabildiği gerçeğinin atlanarak, bir yolcunun tuvalete kilitlenmesi gözden kaçmaması gereken bir detaydı.

Ayrıca tüm ticari yolcu uçaklarında doğum, basit cerrahi müdahaleler, damar yolu açmak gibi medikal problemde işe yarayacak araç gereç ve ilaç barındıran medikal çantalar bulunduğu da dizinin senaristleri tarafından unutulmuş. Bu yüzden pilotun yaralanan eline ilkel bir yöntem olan dağlama tekniği ile müdahale edilmiyor.

EMNİYET KEMERİNDE THY VURGUSU!

Dizinin 2. Bölümündeki bir sahnede, uçaktaki emniyet kemerinde THY logosu göze çarpıyor. Sosyal medyada bu sahneye tepki gösteren dikkatli izleyiciler, THY logosunun kullanılması ile insanların bilinçaltında şirkete yönelik bir karalama yapıldığını iddia etti.

Bütün bu detayları göz ardı etmeyi başarabilirseniz farklı konusu ve sürükleyici yapısıyla Netflix içerikleri arasında fark yaratan bir dizi olduğunu söyleyebilirim. Siz de diziyi izleyip gözünüze çarpan detayları mutlaka yorumlarda bizimle paylaşın.

(Visited 52 times, 1 visits today)
Close
error: © Copyright Boarding Info