“Heyecan verici” ve “Heathrow” kelimeleri nadiren aynı cümlede yer alır. Ancak Londra Heathrow Havalimanı, yolcuları yakından ilgilendiren ve küresel ölçekte ses getiren önemli bir dönüm noktasını resmen duyurdu.
Heathrow Havalimanı, 1 milyar sterlinlik teknoloji yatırımı kapsamında yürüttüğü güvenlik modernizasyonunu tamamladı. Tüm terminallerde yeni nesil CT (Bilgisayarlı Tomografi) güvenlik tarayıcıları faaliyete geçirildi. Bu kapsamda havalimanındaki tüm terminallerde (T2, T3, T4 ve T5) geleneksel 100 ml sıvı kısıtlaması tamamen kaldırıldı.

Yeni uygulamayla birlikte yolcular, el bagajlarında 2 litreye kadar sıvı taşıyabilecek. Ayrıca sıvıların ve elektronik cihazların güvenlik kontrolünde çantalardan çıkarılması gerekmiyor. Bu değişikliğin, daha önce sıvılar için zorunlu tutulan plastik poşetlerin kullanımını ortadan kaldırarak yılda yaklaşık 16 milyon plastik poşet tasarrufu sağlaması bekleniyor.
Heathrow, bu hamleyle birlikte yeni nesil CT (Computed Tomography) güvenlik tarayıcılarını tüm terminallerinde devreye alan dünyanın en büyük havalimanı oldu. Bu da Heathrow’u, el bagajında 100 ml sıvı kuralını tamamen kaldıran ilk mega hub konumuna taşıyor.
Yeni nesil güvenlik tarayıcıları, saatte binlerce yolcuyu daha hızlı ve verimli şekilde tarayabilme kapasitesine sahipken, yüksek güvenlik standartlarını da koruyor.
CT Tarayıcılar: Güvenli, Hızlı ve Verimli
Yeni nesil CT tarayıcılar, geleneksel X-ray cihazlarından farklı olarak çantanın içini 3D görüntüleme ile ayrıntılı şekilde tarayabiliyor. Bu sayede hem tehlike tespiti daha doğru yapılabiliyor, hem de yolcuların bagajları daha hızlı işlenebiliyor. Heathrow, bu sistemleri tüm terminallerde tam kapsamlı olarak devreye alarak dünyanın bu teknolojiyi kapsamlı şekilde uygulayan en büyük havalimanı oldu.

Havalimanı yetkilileri, yeni sistem sayesinde gidecek olan yolcuların büyük çoğunluğunun güvenlikten 5 dakikadan kısa sürede geçebildiğini açıklamıştı ki bu da Heathrow’u Avrupa’da en hızlı güvenlik geçiş oranına sahip havalimanı yaptı.
Ancak uzmanlar, bu yeni uygulamanın sadece Heathrow kalkışlı uçuşlar için geçerli olduğunu ve farklı bir havalimanında aktarma yapılacaksa, 100 ml sıvı kuralının tekrar uygulanabileceğini hatırlatıyor.
Birleşik Krallık’ta sıvı kurallarının gevşetilmesi süreci
Birleşik Krallık, sıvı kısıtlamalarını ilk kez 2024 yılında kademeli olarak gevşetmeye başlamıştı. Bu süreçte, yalnızca yeni nesil tarayıcıların bulunduğu kontrol noktalarında 100 ml kuralı uygulanmıyordu. Ancak bu durum, yolcular için öngörülebilirlik açısından karmaşaya yol açıyordu.

Heathrow’un tüm terminallerde dönüşümü tamamlamasıyla birlikte, yolcular artık güvenlikte neyle karşılaşacaklarını net biçimde biliyor. Bununla birlikte, havalimanı yetkilileri önemli bir hatırlatmada bulunuyor:
Eğer yolculuk sırasında başka bir havalimanında aktarma yapılıp yeniden güvenlik kontrolünden geçilecekse, 100 ml kuralı o havalimanında hâlâ geçerli olabilir.
Diğer ülkelerde benzer uygulama ne zaman hayata geçer?
Amerika Birleşik Devletleri’nde el bagajındaki sıvılar için 100 ml (3-1-1) kuralı hâlen yürürlükte. 2024 yılında, Biden yönetimi döneminde bir TSA (Transportation Security Administration) yetkilisi, bu kuralın kısa vadede değişmesinin beklenmediğini açıklamıştı.
TSA’ya göre, ABD genelinde yaklaşık 430 havalimanında 2.000’e yakın güvenlik kontrol hattı bulunuyor ve yeni nesil CT tarayıcılarının ülke genelinde tam olarak devreye alınmasının 2040 yılına kadar sürebileceği öngörülüyor. Yetkili, bu süreç tamamlanmadan sıvı kuralının sistem genelinde kaldırılamayacağını belirtmişti.
Öte yandan, Trump yönetimi döneminde İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem, bu politikanın daha erken gözden geçirilebileceğinin sinyallerini verdi. Noem, bir röportajında TSA uygulamalarını baştan sorguladığını ve sıvı kısıtlamalarının da yeniden değerlendirildiğini ifade etti. “Belki bir sonraki büyük duyuru, sıvıların hangi boyutta olacağıyla ilgili olabilir” sözleriyle konunun masada olduğunu vurguladı.
Ancak Trump yönetiminin sık sık gündem yaratan açıklamaları göz önüne alındığında, bu söylemlerin ne ölçüde somut bir politikaya dönüşeceği belirsizliğini koruyor.











