UPS HAVAYOLLARININ MD-11 KARGO UÇAĞI NEDEN DÜŞTÜ?
4 Kasım 2025 Salı günü, Amerika Birleşik Devletleri’nde, son yılların en trajik uçak kazalarından biri yaşandı.
Kentucky eyaletindeki Louisville Muhammed Ali Uluslararası Havalimanı’ndan, Honolulu’ya gitmek üzere, 17R pistinde kalkış için koşuya başlayan UPS Havayolları’na ait McDonnell Douglas MD-11 tipi kargo uçağının sol motoru alev aldı. Pilotların kontrolü kaybettiği uçak, pistin yaklaşık 2 kilometre uzağındaki sanayi bölgesinde yer alan binalardan birine çarparak alev topuna dönüştü. Uçakta bulunan 3 mürettebat ile birlikte toplam 13 kişi yaşamını yitirirken; yerdeki en az 8 kişiye de hala ulaşılamadı.

Flightradar24 verilerine göre, uçak yaklaşık 30 metre irtifa ve saatte yaklaşık 340 km hızın üzerine çıkamadı. Kaza anına ait görüntülerde, uçağın kalkış için pistte hızlanırken sol motorunu fiziksel olarak kaybettiği ve sol kanadının alev aldığı net şekilde göze çarparken; motorun tamamen ayrılmasının, diğer motorların çalışma sistemini de etkilemiş olabileceği düşünülüyor. Ancak havaalanını çevreleyen çitleri aşacak kadar yükselebilen ve sola doğru yatış manevrası yapan uçağın, bir binaya çarparak infilak ettiği anlara ait görüntüler, pek çok farklı açıdan görüntülendi.

NTSB ekipleri tarafından, uçağın kalkış yaptığı pistte gerçekleştirilen FOD Walk yani yabancı cisim kontrolünde, pist üzerinde çok sayıda motor fan parçası ile beraber, uçağın sol motoruna ait ana parçalar bulundu. Tüm parçalar, incelenmek üzere güvenli bir alana taşındı.

Yaklaşık 9 saatlik bir uçuş gerçekleştirilmesi planlandığı için, uçakta 17 ton yakıt bulunması, çarpmanın ardından dev bir patlamaya neden oldu. Alev ve dumanlar, saatler boyunca bölgeyi etkisi altına aldı. Yakındaki işletmeler ve konutlar tahliye edilirken; çevredeki mahalleler için kısa süreli “yerinizde kalın” uyarısı yapıldı. Kazadan günler sonra NTSB tarafından yayımlanan enkaz alanına ait görüntülerde, facianın boyutu çok daha net ortaya çıktı. Adeta savaş alanına dönen enkaz alanının 1 kilometreyi bulan bir genişliğe yayıldığı görüldü.
Kokpit ekibi, kalkıştan sonra kuleye hiçbir acil durum çağrısı (Mayday) yapmadı. Kalkış sonrası kule tarafından Departure frekansına aktarılan pilotlar, bu frekans üzerinden kuleyle bir daha temas kurmadı. Saniyeler içinde trajik kaza yaşandı. Uçağın kokpitinde kaptan pilotlar Richard Wartenberg ve Dana Diamond ile yardımcı pilot Lee Truitt’in yer aldığı da açıklandı.

ABD Ulusal Ulaştırma Güvenliği Kurulu (NTSB) uçağa ait kara kutuların, kazadan yaklaşık 2 gün sonra bulunduğunu açıkladı. Washington’daki NTSB laboratuvarında, uçuş veri kayıt cihazı ve kokpit ses kayıt cihazına ait düzenekler yakından inceleniyor. Kazanın neden yaşandığına dair ipuçlarına ulaşmaya çalışılıyor. FDR üzerinden 63 saatlik uçuş verisi elde edilirken; CVR’den de kaza anlarını da içeren, 2 saatlik ses kaydı başarıyla kurtarıldı. Kokpit ekibinin, uçuş öncesinde standart check listleri ve brifingi tamamladığı tespit edildi. Pilotların kalkış için motorlara takat vermesinden yaklaşık 37 saniye sonra, kokpitte bir zil sesi duyulmaya başladığı ve bu sesin kayıt sona erene kadar yaklaşık 25 saniye boyunca sürdüğü açıklandı. Kazayla ilgili ön raporun 10 gün içinde, nihai raporun ise bir yıl içinde yayımlanması bekleniyor.
Kaza ile ilgili en çok akla gelen soru, pilotların motoru alev almış bir uçaklar kalkışa neden devam ettiği.
Pilotlar “V1 hızı” olarak bilinen, karar verme sınırına ulaştıktan sonra kalkıştan vazgeçemiyor. Bu hızdan sonra pistte durmak için yeterli mesafe kalmaması nedeniyle, şartlar ne olursa olsun kalkışa devam ediliyor.
O an her şeye rağmen kalkışı durdurmak daha az tehlikeli gibi görünüyor olsa da pistin sonunda UPS’in büyük bir yakıt deposu ve operasyon binası da bulunuyor. Pilotların kalkış kararı almasıyla, çok daha büyük bir felaketin önüne geçilmiş olabilir.

Öte yandan kazanın yaşandığı uçuşun, planlanlı sefer saatinden yaklaşık iki saat gecikmeyle gerçekleştirildiği biliniyor. Gecikmenin nedeninin, uçağın sol motorunda bir bakım işleminin yapılmasından kaynaklandığı da iddia ediliyor. Ancak bu iddia henüz resmi olarak doğrulanmadı. Ancak uçak, 3 Eylül – 18 Ekim tarihleri arasında San Antonio’da, UPS’in MD-11 uçaklarını uzun süreli bakıma gönderdiği tesisteydi. Uçağın burada bakımda kaldığı süre içinde, yakıt tankındaki yapısal bir parçada çatlak tespit edildiği ve bu konuda bir onarım işlemi yapıldığını gösteren bazı kayıtlar olduğu da iddialar arasında.
Kazanın yaşandığı günün sabahında Baltimore’dan Louisville’ye gelen uçağın son bir hafta içinde uçtuğu diğer destinasyonlar arasında, Ontario, Portland, Tampa, Miami, Oakland, Newark, Dallas ve Seattle bulunuyor.
Bakım sonrası tekrar hizmete döndükten sonra yaklaşık 25 kısa uçuş yapan uçak, ilk kez uzun menzilli bir görev için maksimum kalkış ağırlığına yaklaşmıştı. Kazanın oluşumuna bu durumun etkisi olup olmadığı büyük bir soru işareti.

Kazaya karışan N259UP tescilli uçak, 1988 yılında Thai Airways tarafından sipariş edildi ve 1991 yılında havayoluna teslim edildi. 15 yıllık yolcu operasyonunun ardından, 2006 yılında kargo uçağına dönüştürülerek UPS filosuna katıldı. MD-11, o günden bu yana UPS’in kargolarını taşıyor.
Üç motorlu DC-10’un türevi olan MD-11, özellikle kalkış ve iniş evrelerinde zorlu uçuş dinamikleriyle biliniyor. 3 adet GE CF6-80 motorundan güç alan MD-11, yaklaşık 91 ton kargo taşıyabiliyor. Maksimum Kalkış Ağırlığı: 285.990 kg olan uçağın menzili ise 12.700 km’ye kadar uzanıyor.
Yolcu taşımacılığında uzun süredir kullanılmayan MD-11 uçakları, günümüzde sadece UPS, FedEx ve Western Global gibi üç büyük ABD’li kargo operatörünün filosunda aktif olarak görev yapmaya devam ediyor. Flightradar24 verileri, dünya genelinde ABD’li kargo havayollarına ait yaklaşık 60 adet MD-11’in, son 30 gün içinde aktif olarak uçtuğunu gösteriyor. Kazanın ardından hem UPS hem de FedEx Havayolları, MD-11 tipi kargo uçaklarının tamamını, geçici süreyle uçuştan çektiklerini açıkladı.
MD-11 uçakları bugüne kadar toplam 244 kişinin hayatını kaybettiği 11 kaza yaşadı. Uçağın farklı bir türevi olan DC-10 modeli ise 1.261 kişinin yaşamını yitirdiği 32 kazanın başrolündeydi.
Öte yandan 1979’da Chicago’da yaşanan ve 279 kişinin yaşamını yitirmesiyle, ABD tarihinin en ölümcül uçak kazası olarak kayıtlara geçen American Airlines kazasında da Chicago-Los Angeles seferi yapan DC-10, sol motorunu kalkış sırasında kaybetmiş ve hemen ardından düşmüştü. İki olayın nedenleri farklı olsa da kaza profilinin neredeyse birebir aynı olması, UPS kazasını ilginç hale getiren detaylardan biri.
HAVAYOLU BÜYÜME KAPASİTESİNDE DÜNYA LİDERİ: TÜRKİYE
Pandemi sonrası dönemde küresel hava trafiği hızla toparlanırken, 2025’te dünya genelinde kapasitesini en fazla artıran ülke Türkiye oldu.
OAG’nin “Cautious Winter Capacity Growth” raporuna göre Türkiye, 2025 yılında hava yolu koltuk kapasitesinde yüzde 9,3’lük büyüme oranıyla, dünya lideri konumunda. Bu büyümede Türk Hava Yolları, AJet ve Pegasus Havayolları kilit rol oynuyor.

Avrupa ile Asya arasında stratejik bir köprü konumunda bulunan Türkiye, 2025’te bu avantajını rekor seviyede değerlendiriyor. İstanbul Havalimanı, Antalya ve Sabiha Gökçen gibi merkezlerin genişlemesiyle birlikte, ülke havacılığı sadece pandemi öncesine dönmekle kalmadı; küresel kapasite artışında zirveye yerleşti. Bu da Türkiye’nin, artık yalnızca bir aktarma noktası değil; küresel hava yolu kapasitesinin en büyük güçlerinden biri haline geldiği şeklinde yorumlandı.
Türkiye’nin kapasite artışındaki en büyük pay sahibi, kuşkusuz Türk Hava Yolları. THY, sadece Ocak ayında 6,8 milyon yolcu taşıyarak geçen yıla göre %8,2 büyüme sağladı. Filosundaki uçak sayısını 2025 sonuna kadar 500’ün uçağa çıkarmayı hedefleyen şirketin, 2033 hedefi ise 800 uçaklık bir filoya sahip olmak.
Bu büyüme hedefi, 220 adet Airbus (150 adet A321 ve 70 adet A350) ve 75 adet Boeing 787 Dreamliner siparişiyle destekleniyor. THY’nin A350-1000 ve 787-10 gibi uzun menzilli uçakları, Avrupa’dan Asya’ya ve Afrika’dan Amerika’ya kadar İstanbul üzerinden genişleyen ağın temelini oluşturuyor.
THY’nin düşük maliyetli markası AJet, 2024’te AnadoluJet’ten ayrılarak bağımsız bir havayolu olarak yeniden yapılandı.
2025’te %13 ASK (koltuk-kilometre) büyümesi ve 23 milyon yolcu hedefiyle hızla büyüyor. AJet, Boeing teslimat gecikmelerini telafi etmek için 36 yeni Airbus uçağı kiralamak üzere anlaşmalar yapıyor.
Öte yandan, Pegasus Havayolları da büyümesini sürdürüyor. 2025’te doluluk oranını %87,7’ye çıkaran Pegasus, 2019’a göre kapasitesini %52 artırdı. Şirket ayrıca 2028’de teslimatları başlayacak 100 adet Boeing 737 MAX siparişi de verdi.
Bu iki düşük maliyetli havayolu, Türkiye’nin hem iç hat hem de bölgesel kapasite artışında önemli rol oynuyor.
Rusya ile Türkiye arasındaki uçuş trafiği, Türkiye’nin kapasite artışının en önemli itici gücü. Moskova – İstanbul hattı, 133.000 koltuk planlamasıyla Rusya’dan yapılan uluslararası uçuşlarda birinci sırada. Rusya’dan gelen yolcuların yaklaşık %20’si tatil destinasyonu olarak Türkiye’yi seçiyor.
Batı yaptırımlarına rağmen, Türkiye NATO üyesi ülkeler arasında Rusya’ya uçuşlarını sürdüren tek ülke olmayı başardı. Bu durum, hem turizm gelirlerini hem de Türk taşıyıcıların doluluk oranlarını destekliyor.
Türkiye’nin bu hızlı büyümesi bazı riskleri de beraberinde getiriyor. Yükselen yakıt fiyatları, döviz oynaklığı, tedarik zinciri gecikmeleri ve bölgesel jeopolitik riskler havayolu kârlılığını zorlayabilir. Ayrıca, Rusya uçuşlarındaki olası düzenleyici baskılar ve aşırı kapasite de fiyat baskısı yaratabilir.
Ancak Türkiye, jeostratejik konumu, modern filo yatırımları ve büyüyen turizm sektörüyle küresel havacılığın en hızlı yükselen oyuncusu olmaya devam ediyor.
Eğer mevcut büyüme ivmesi korunursa, 2025 Türkiye için rekor yolcu sayısı ve küresel pazar payında tarihi zirve anlamına gelebilir.
NICE HAVALİMANI’NDA YAŞANAN RAMAK KALA OLAYININ NEDENİ NE?
Fransa’nın Nice Havalimanı’nda geçtiğimiz Eylül ayında yaşanan “ramak kala” olayıyla ilgili ön rapor yayımlandı.
Fransız kaza araştırma kurumu BEA, karanlık bir Eylül akşamı yaşanan olayda Tunus’tan gelen Nouvelair’e ait Airbus A320 uçağının, kalkış yapmak üzere pist başında bekleyen easyJet’e ait Airbus A320 uçağına çarpmaktan son anda kurtulduğu olayın detaylarını açıkladı. Uçakların arasındaki mesafenin yalnızca 3 metre (10 feet) kadar kaldığı tespit edildi.

Olayla ilgili hazırlanan ön rapora göre, Nouvelair’e ait A320, Nice Havalimanı’na iniş için 04L pistine yönlendirilmişti. Ancak pist ışıklarının parlaklık seviyelerindeki fark nedeniyle, mürettebat yanlışlıkla 04R pistine, yani easyJet uçağının kalkışa hazırlandığı piste yaklaşmaya başladı.
BEA tarafından hazırlanan raporda: olay anında pist aydınlatmalarında herhangi bir arıza olmadığı; ancak gece saatlerinde 04R pistinin ışıklarının, 04L pistine göre çok daha parlak olduğu bilgisi yer aldı.
Rapora göre, o geceki şiddetli yağış ve bulutlu hava da görsel yaklaşmayı zorlaştırdı. Kuledeki yer kontrol sistemleri, Nouvelair uçağının yanlış piste yaklaştığını fark ettiğinde runway incursion (pist ihlali) uyarıları aktif hale geldi.
EasyJet pilotları da yaklaşan uçağı fark etti, ancak ilk anda bir tehlike olduğunu anlamadı. Nouvelair pilotları, uçağın yalnızca 3 metre kala fark edilmesi üzerine go-around (pas geçme) manevrası yaptı. Daha sonra Nouvelair ekibi, 04L pistine RNP Z yaklaşmasıyla ikinci denemede güvenli bir iniş gerçekleştirdi.
BEA raporu, olay sırasında kulede görev yapan hava trafik kontrolörlerinin, hem kule hem yaklaşma pozisyonlarını aynı anda yürütmesinin, yüksek iş yüküne neden olarak durumu geç fark etmelerine yol açtığını da belirtti.
Olayın ardından Nice Havalimanı yönetimi, 04L pistinin inişler ve 04R pistinin kalkışlar için kullanıldığı durumlarda gece görsel yaklaşmalarını (VPT) geçici olarak yasakladı.
ABD’DE UÇUŞLAR KESİLMEYE BAŞLANDI!
Amerika Birleşik Devletleri’nde hükümetin kapanmasının ardından, Ulaştırma Bakanı Sean Duffy tarafından yapılan, hava sahasının bazı bölgelerinin önümüzdeki hafta itibarıyla kapatılabileceği yönündeki açıklamalar, belli kesimler tarafından bir “uyarı” bazıları tarafından da “tehdit” olarak yorumlanmıştı.

Yaşanan krizin sektörü doğrudan etkileyecek ilk somut adımı da atıldı. 7 Kasım itibariyle, ülkenin en yoğun 40 havalimanında uçuş kapasitesinin %10 oranında azaltılacağı duyuruldu.
Kapasite düşüşü, Atlanta (ATL), Chicago O’Hare (ORD), Los Angeles (LAX), New York JFK (JFK) ve Dallas/Fort Worth (DFW) gibi ülkenin en büyük merkezlerinin yanı sıra, toplam 40 havalimanını kapsıyor.

Uygulamanın hayata geçmesi, ülke genelinde hergün yaklaşık 5.000 uçuşun iptal edilmesi anlamına geliyor. Bu da yüz binlerce yolcunun seyahat planlarının bozulması demek.
Resmî açıklamaya göre, bu kararın nedeni, hükümetin kapanması sonucu hava trafik kontrolörlerinin maaş alamaması ve bu nedenle artan yorgunluk ile hastalık izni oranları. Ancak birçok uzman, bu gerekçenin “veriye dayalı” olduğu iddiasını sorguluyor.
Örneğin Tampa Havalimanı (TPA)’nda şu an operasyonlar sorunsuz devam ediyor. Bu durumda, trafiği yoğun olmayan bir havalimanından uçuş iptal etmenin sisteme nasıl bir katkı sağlayacağı merak konusu.
Havayolları için bu tür bir kapasite kısıtlaması, sadece belirli hatlarda değil, tüm uçuş ağında zincirleme iptallere neden olabilir. Zira, bir uçuşun iptali genellikle aynı uçağın sonraki uçuşlarını, kabin ekibi rotasyonlarını ve bağlantılı hatları da etkiliyor. Bu nedenle, tüm havayolları için yeni uçuş planlarını birkaç gün içinde yeniden yapılandırmak oldukça zor görünüyor.
Federal Havacılık Dairesi (FAA), bugüne kadar yalnızca güvenlik veya hava koşulları nedeniyle hava sahası kapatmaları yaparken, personel eksikliği gerekçesiyle böyle bir karar alınmamıştı. Analistlere göre bu karar, hükümetin kapanmasına yönelik kamuoyu baskısını artırmak amacı taşıyor.

Uçuş iptalleri yalnızca o seferlerdeki yolcuları değil, aynı zamanda bilet fiyatlarını, uçuş bulunabilirliğini ve havayolu gelirlerini de etkileyecek. Kamuoyu araştırmaları, mevcut durumda halkın çoğunluğunun hükümetin kapanmasından Cumhuriyetçileri sorumlu tuttuğunu gösteriyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın son açıklamaları da bu durumu teyit eder nitelikte. Trump, son yerel seçimlerde Cumhuriyetçilerin kayıplarını “hükümetin kapanmasına” bağlamıştı. Bu nedenle, uçuş iptalleri muhtemelen siyasi baskıyı artıracak, ancak kimin geri adım atacağı henüz belirsiz. 2019 yılında yaşanan benzer bir hükümet kapanmasında, LaGuardia Havalimanı’nın kısa süreliğine hizmet dışı kalması sonucu Başkan Trump geri adım atmıştı.
Mevcut krizin uzaması durumunda, ABD’de 11 Eylül’den sonra ilk kez, günlük uçuş sayısında benzeri görülmemiş bir düşüş yaşanabilir.
BOEING’E MAHKEMEDEN İKİ FARKLI HABER!
2018’de Endonezya’da Lion Air ve 2019’da Etiyopya’da Ethiopian Airlines’e ait 737 MAX uçaklarının yaşadığı iki kazada toplam 346 kişinin hayatını kaybetmesi sonrası başlatılan dava sürecinde, ABD’li imalatçı Boeing suçlamaları kabul etmiş ve davanın kapanması için tazminat ödemeyi kabul etmişti.
Geçtiğimiz hafta bu konuda yeni bir gelişme yaşandı. Teksas’taki ABD Bölge Mahkemesi Yargıcı Reed O’Connor, Trump yönetiminin Adalet Bakanlığı tarafından yapılan talebi kabul ederek, Boeing’e karşı yürütülen ceza davasınıdüşürdü. Bu karar, Boeing’in 737 MAX kazalarıyla bağlantılı olarak cezai kovuşturmadan kurtulması anlamına geliyor.

Yasal olarak hükümetin davayı düşürme yetkisini reddedemeyeceğini belirterek, davayı düşüren Yargıç O’Connor, hükümetin itiraz kararını eleştirerek, “Bu karar uçakla seyahat eden kamuoyunun güvenliğini sağlamaya yönelik gerekli hesap verebilirliği içermiyor” ifadelerini kullandı.
O’Connor, 2023 yılında verdiği kararda, “Boeing’in suçu ABD tarihindeki en ölümcül kurumsal suç olarak değerlendirilebilir” ifadelerini kullanmıştı.
Kazalarda hayatını kaybedenlerin yakınları da bu anlaşmaya şiddetle itiraz etti. Ailelerin avukatları, hızlı şekilde kararı temyize taşıyacaklarını açıkladı.
Boeing ise Adalet Bakanlığı’yla daha önce yapılan anlaşmanın gereklerini yerine getireceğini açıkladı: Boeing’in açıklamasında “Şirket olarak emniyet, kalite ve uyum programlarımızı güçlendirmeye yönelik önemli çabalarımızı sürdürmeye kararlıyız.” Denildi.
Adalet Bakanlığı da yargıcın eleştirilerini reddederek, yapılan anlaşmanın “hayatını kaybedenlerin aileleri için iyi bir sonuç olduğunu ve “Boeing’in derhal eyleme geçmesini” zorunlu kıldığını savundu.
Başlangıçta yapılan anlaşmada, Adalet Bakanlığı’nın Boeing’i denetleyecek bağımsız gözlemciyi seçerken “çeşitlilik ve kapsayıcılık ilkelerine” uymasını öngören bir madde bulunuyordu. Trump yönetimi göreve geldikten sonra, Mayıs 2025’te bu şartı geri çekti ve Boeing’e karşı suç itirafı talebi kaldırıldı. Bu değişiklik, Boeing’in Savunma Bakanlığı (DoD) ve NASA gibi kurumlarla yürüttüğü milyarlarca dolarlık sözleşmeleri riske atmamasını sağladı.
Eylül ayında O’Connor, hükümetin bağımsız denetçi şartını kaldırarak yerine “Boeing’in kendi seçtiği bir uyum danışmanını” getirme kararına şerh koydu.
Yargıç O’Connor, hükümetin tutarsız tavrına itiraz ederek; “Boeing, kovuşturmayı haklı çıkaracak suçlar işledi, ertelenmiş yargılama sürecinde bu davranışı düzeltmedi, bu nedenle suç itirafı ve bağımsız denetim kararı doğruydu. Şimdi ise kendi seçeceği bir danışmanla bu ‘tehlikeli kültürü’ düzeltmesi bekleniyor.” ifadelerini kullandı.
Öte yandan Hindistan Yüksek Mahkemesi de Haziran 2025’te Londra Gatwick’e gitmek üzere Ahmedabad’dan kalkışından 32 saniye sonra, yerleşim merkezine düşen Air India’ya ait Boeing 787 Dreamliner kazasıyla ilgili kararını verdi.
Mahkeme, 260 kişinin hayatını kaybettiği kazada, kokpitte görev yapan Kaptan Pilot Sumit Sabharwal’ı akladı.
Yaşanan olayı kasıt içermeyen bir kaza olarak nitelendiren yargıçlar, uçağın kara kutusundan elde edilen kokpit ses kayıtlarında ortaya çıkan pilotlardan birinin “motorlar yok, itki yok” şeklindeki nidalarını da göz önünde bulundurarak, Boeing 787’nin olası yakıt sistemi arızalarının araştırılmasını emretti.
Hayatını kaybedenlerin aileleri, adaletin yerini bulduğunu ve uçak üreticisi Boeing’in üzerine gidilmesini istiyor.
Öte yandan Safety Matters Foundation kurucusu Kaptan Pilot Amit Singh, kazayla ilgili farklı bir teori ortaya koydu. Singh’in raporuna göre, motorların durmasına neden olan şey elektriksel bir arıza olabilir. Bu arızanın, motorları kontrol eden FADEC (Full Authority Digital Engine Control) sisteminin yakıtı kesmesi nedeniyle yaşanmış olabileceğini öne süren Singh, yakıt besleme anahtarları fiziksel olarak değil, sistem tarafından dijital olarak kapanmış olabilir iddiasında bulundu. Kaptan Singh ayrıca, Hindistan’ın Uçak Kazası Araştırma Bürosu (AAIB) tarafından hazırlanan ön raporun “pilot hatası izlenimi yaratacak şekilde çerçevelendiğini” ve bunun kabul edilemez olduğunu savunuyor.












