Havacılık Bülteni-319

AIRBUS A320 UÇAKLARI NEDEN YERE İNDİRİLİYOR?

Avrupalı imalatçı Airbus, A320 uçaklarında oldukça kritik bir sorun bulduğunu açıklayarak, bir anda havacılık dünyasını karıştırdı. Dar gövdeli uçaklarında, güçlü bir güneş patlaması maruziyeti neticesinde, uçuş kontrol yazılımının bozularak, ciddi bir emniyet zafiyeti oluşabileceğini tespit eden Airbus, dünya genelindeki tüm A320 operatörlerine, uçaklara acil müdahale yapılması çağrısında bulundu.

Bahsedilen sorun, 30 Ekim’de ABD’li JetBlue Havayolları’na ait Airbus A320 uçağının, Cancun-Newark seferinde yaşadığı ani irtifa kaybı olayıyla tespit edildi. Airbus A320 seyir esnasında, kontrol dışı bir şekilde  ‘pitch down’ yani burun aşağı dalışa geçti. Bu esnada otomatik pilot devrede kaldı; uçak, yaklaşık yedi saniyede 100 feet irtifa kaybetti. Her ne kadar uçuşun geri kalanı sorunsuz geçmiş olsa da uçakta en 15 kişinin çeşitli şekillerde yaralanması nedeniyle kokpit ekibi, Tampa’ya acil iniş yaptı.

Yapılan incelemelerde, güneş patlamalarından kaynaklanan radyasyon etkisinin, uçaktaki Elevator Aileron Computer yani ELAC B + L104 kombinasyonunda donanım–yazılım etkileşimini bozabildiği tespit edildi.

28 Kasım akşamı Airbus tarafından yayımlanan “Alert Operators Transmission (AOT)” dokümanında, tüm A320 operatörlerine, ELAC B L104 uçuş kontrol yazılım sürümü kaynaklı zafiyetin, bir sonraki uçuş öncesinde giderilmesi talimatı verildi. Aynı akşam Avrupa Birliği Havacılık Emniyeti Ajansı EASA tarafınan yayımlanan acil kodlu uçuşa elverişlilik direktifi ise, yazılım güncellemesi veya donanım değişikliği işlemleri yapılana kadar, uçakların yere indirilmesini zorunlu hale getirdi. ABD Federal Havacılık İdaresi – FAA’nin de aynı doğrultuda bir karar alması bekleniyor.

Airbus A320 uçaklarında tespit edilen bu sorun, hem eski nesil A320ceo hem de yeni nesil A320neo modellerini etkiliyor. Airbus kaynakları, yaklaşık 6.000 adet A320 ailesi uçağının yazılım güncellemesine ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. A320 ailesi, halihazırda dünyada en çok kullanılan ticari uçak ailesi konumunda. Dünyanın dört bir yanındaki tüm havayollarının filolarında, yaklaşık 11.300 adet A320 ailesi uçağı, aktif olarak yolcu ve yük taşıyor.

Konuyla ilgili yapılan soruşturmada, yaşanan sorunun kaynağının ELAC B donanımı ve L104 yazılımı olduğu ortaya çıktı. Uçağın güneş patlamasına maruz kalması durumunda ortaya çıkabileceği tespit edilen bu zafiyetin, uçağın yatay stabilizatörü olan elevatorü komut dışı bir şekilde hareket ettirebileceği, en kötü senaryoda, bu durumun uçağın yapısal sınırlarını aşacak seviyeye kadar ilerleyebileceği belirtildi.

Airbus, bu sorundan etkilenen uçaklara sahip olan operatörlere iki farklı seçeneği zorunlu kıldı. İlki bu yazılımı bir önceki sürüm olan ELAC L103+ sürümüne geri döndürmek. İkinci seçenek ise durumdan etkilenen uçaklardaki her iki donanımını, eski yazılım olan L103+ yüklü donanımlarla fiziki olarak değiştirmek.

Sorundan etkilenen uçakların yaklaşık 5000’ininde uçuş kontrol yazılımının önceki versiyona geri döndürülmesi, sorunun çözülmesi için yeterli olacak gibi görünüyor. Yazılım güncellemesi işleminin, uçak başına yaklaşık 3 saat süreceği belirtiliyor.  Yaklaşık 1.000 adet daha eski uçak için, sorunu gidermek üzere donanım değişimi gerekiyor. Dünya genelinde 1000 adet ELAC bilgisayar yedeği olamayacağı için bu uçaklardan bazılarının bir süreliğine uçuştan çekilmesi ve yere indirilmesi gerekecek. Dolayısıyla donanım değişimi işlemi, yazılım güncellemeye göre çok daha uzun sürecek.

Airbus’ın kısa süre içinde konuyla ilgili ek revizyonlar ve ilave retrofit yöntemleri açıklayacağı düşünülüyor.

Airbus’ın açıklamasında, operatörlere zorunlu kılınan bu işlemlerin uçaklara uygulanacağı süreçte, operasyonel aksamalar yaşanacağı için özür dileriz ifadeleri yer alırken, uçuş emniyetinin her koşulda ilk öncelikleri olmaya devam edileceğine vurgu yapıldı.

FlightRadar24 verilerine göre, gökyüzünde günün herhangi bir anında yaklaşık 3000 civarında A320 uçağı seyir halinde bulunuyor.

Türkiye’de faaliyet gösteren havayolu şirketlerinin filosunda ise 200’ün üzerinde A320 uçağı var. Airbus’ın yaptığı açıklamadan birkaç saat sonra, şirketler de konuyla ilgili kamuoyunu bilgilendiri açıklamalar yaptı. Türk Hava Yolları filosundaki 8 uçağın; AJet ise filosundaki 7 uçağın bu sorundan etkilendiğini duyurdu. Uçaklara en kısa sürede bahsedilen güncellemelerin yapılacağı bilgisi paylaşıldı. Pegasus ise kaç uçağının durumdan etkilendiğine yönelik sayı vermekten kaçınırken, Airbus tarafından belirtilen işlemlerin, durumdan etkilenen uçaklara uygulanmaya başladığını açıkladı. Öte yandan American Airlines, A320 ailesi uçaklarından 209’unun bu sorundan etkilendiğini açıklarken; Air France ise 41 uçağını yere indirdi.

Yaşanan bu gelişme, modern uçuş kontrol bilgisayarlarının bile olağanüstü uzay hava koşulları altında zafiyet gösterebileceğini ortaya koyması açısından oldukça önemli. Aynı zamanda, uçaklardaki konfigürasyon yönetiminin, doğru LRU tanımlamasının, bakım, mühendislik ve uçuş operasyonlarının koordineli çalışmasının önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Uçuş kontrol sistemlerinde yazılım regresyonları çok nadir görülen durumlar olsa da böyle bir senaryo ile karşılaşıldığında, hızlı, disiplinli ve şeffaf bir müdahalenin zorunlu olduğunu gösteriyor. Bu olay, artık uçuş emniyetinin yalnızca mekanik ve elektronik dayanıklılıkla değil, güneş aktivitesi gibi yeni çevresel faktörlerle de sınandığını da bir kez daha ortaya çıkarıyor.

ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA), 2025’in güneş aktivitesinin zirve yılı olduğunu ve güçlü güneş fırtınalarının uçuş navigasyonu ve elektrik sistemlerinde anormalliklere yol açabileceğini belirtiyor.

Radyasyon etkisinin, kritik dataları bozması; ancak yazılımın eski sürüme geri döndürüldüğünde sorunun ortadan kalkması, yazılım geliştirme ekiplerinin genelde direnç gösterdiği, oluşma olasılığı düşük hata durumlarının yazılımın geliştirilme sürecinde ele alınmamış olması kaynaklı olduğunu düşündürüyor. Yaşanan krizle ilgili tüm detayların zaman içinde kamuoyu ile paylaşılması, tüm sektörün gelecekte ders çıkaracağı önemli bir kazanım olabilir.

A320 uçaklarında, Elevator and Aileron Computer kelimelerinin kısaltması ile ELAC olarak anılan iki bilgisayar, uçuş boyunca arka planda, uçağın pitch ve roll hareketlerini ince ayarla yönetiyor, elevatör ve aileron kontrolünü yüksek hassasiyetle gerçekleştiriyor, stabilizer trim yönetimine destek oluyor ve uçağı, Airbus’ın ünlü uçuş zarfı koruma (flight envelope protection) sistemleri içinde tutuyor.

Tüm bu işlemleri, yolcular fark etmeden, pilot müdahalesine gerek kalmadan, tamamen sessiz ve kusursuz bir şekilde gerçekleştiren ELAC bilgisayarları, modern Airbus uçaklarının emniyetli, kararlı ve pilot dostu olmasını sağlayan mühendislik zekâsının en iyi örneklerinden.

Yani pilotların sidestick üzerinde yaptığı küçük bir hareketin, A320’nin kanatlarında ve kuyruk yüzeylerinde nasıl bu kadar yumuşak, hassas ve kontrollü manevralara dönüşebildiği sorusunun yanıtı ELAC bilgisayarlarında gizli.

TÜRK HAVA SAHASINDA SERBEST ROTA DÖNEMİ

Havacılıkta önemli bir reform niteliği taşıyan, Free Route Airspace yani Serbest Rota Hava Sahası uygulaması, Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) tarafından Türk hava sahasında uygulamaya alındı. Bu gelişmeyle birlikte Türk hava sahasında seyreden uçaklar, daha önce belirlenen sabit noktalardan geçmek zorunda değil. Uçaklar için rota çizme özgürlüğü başladı.

Serbest Rota Hava Sahası, belirli hava yolu noktalarına bağlı kalmadan, uygun giriş ve çıkış noktalarını seçerek, iki nokta arasında mümkün olan en kısa, en verimli rotanın çizilmesine izin veren sistem olarak tanımlanıyor. Yani uçaklar eskiden, karayollarında olduğu gibi belirli yollar üzerinde seyrederken; artık, GPS navigasyon özgürlüğüne kavuştu.

Serbest Rota Hava Sahası uygulamasına geçilmesiyle birlikte, uçaklar artık gökyüzünde gereksiz zigzaglar çizmeden uçacak. Bu da her uçuşta 20-150 km arasında kısalma anlamına gelebilir. Rotaların kısalmasına bağlı olarak, yakıt tüketimi de azalacak. Bu sayede, havayolları milyonlarca dolar tasarruf ederken, uçuşlar daha çevreci hâle gelecek. CO₂ ve diğer zararlı gazların salınımı ciddi oranda azalacak.

Gökyüzündeki sabit yolların ortadan kalkmasıyla yoğun noktalarda trafik kuyruğu azalırken, hava trafik kontrolörleri için de daha esnek bir yönetim modeli oluşacağı öngörülüyor.

Serbest Rota Hava Sahası uygulaması, RNAV/RNP gibi uydu tabanlı navigasyonun olgunlaşması sayesinde mümkün hale geldi. Herşeyin GPS doğruluğunda, metre hassasiyetinde yönetildiği sistem sayesinde uçaklar artık görmeden görerek uçabilecek.

DHMİ, Türkiye’de Serbest Rota Hava Sahasına geçiş için çalışmalara 2019 yılında başladı. Bu süreçte, hava sahası düzenlemelerinden, trafik akışının daha emniyetli ve hızlı yönetilebilmesi için yeni operasyonel yöntemler geliştirmeye kadar birçok alanda çalışmalar yapıldı. Uluslararası standart ve gerekliliklerle uyumlu usuller olgunlaştırılarak sisteme geçiş için gerekli tüm süreçler tamamlandı.

Eurocontrol ile yapılan anlaşma kapsamında 2022 yılının Ocak–Mayıs ayları arasında yaklaşık 400 hava trafik kontrolörü, Eurocontrol İnovasyon Merkezi’nde gerçek zamanlı simülasyonlar gerçekleştirdi. Bu süreç, yeni düzenlemelerin güvenle uygulanmasını, kontrolörlerin sisteme adaptasyonunu, operasyonel güvenlik analizlerinin başarıyla tamamlanmasını sağladı.

Simülasyonların başarıyla tamamlanmasının ardından, Türk Hava Sahasında Serbest Rota Hava Sahası uygulaması, FL305 yani 30500 feet ve üzerindeki seviyelerde başlatıldı. Uygulama, 2025–2026 kış döneminde, yerel saat ile 23:00-05:00 arasında yürütülecek. 2026–2027 kış döneminden itibaren, uygulamamnın 24 saat kullanılır hale getirilmesi hedefleniyor.

Alınacak geri bildirimler doğrultusunda, 30500 feet olan alt limitin, Avrupa’daki örneklere benzer şekilde daha aşağı seviyelere çekilmesi değerlendirilecek. Ülkemizde sürdürülen Hava Sahasının Esnek Kullanımı (FUA) çalışmalarının 10 bin-28500 feet aralığını kapsayacak şekilde genişletilebilmesi halinde, serbest rota hava sahasının da daha düşük irtifalarda uygulanmasının önü açılacak.

Türkiye’nin bu sisteme geçmesiyle birlikte, Avrupa’nın üst seviye serbest rota ağıyla tam entegrasyon sağlanacak, İstanbul FIR ve Ankara FIR, Avrupa gökyüzü ile aynı standartta çalışacak. İstanbul üzerinden geçen devasa transit trafik daha verimli akacak. Bu da Türkiye’yi bölgesel hava trafik yönetiminde bir üst lige taşıyacak.

Serbest Rota Hava Sahası uygılamasının pilotlar ve yolcular için anlamı ise daha kısa uçuş süreleri, daha az gecikme, daha pürüzsüz rota planlaması, türbulans bölgelerinden esnek kaçış seçenekleri, havayolu operasyonlarında maliyet & zaman avantajları olarak belirtiliyor.

Uçakların zorunlu otobanlardan çıkıp özgürce kendi yolunu çizdiği bu uygulamaya geçiş, Türkiye’nin hem havacılık teknolojisi hem de hava trafik yönetimi alanında önemli bir sıçrama yaptığı şeklinde yorumlanıyor.

VENEZUELLA YÖNETİMİ THY’Yİ TERÖRE DESTEKLE SUÇLUYOR!

Venezuela hükümeti, aralarında Türk Hava Yolları’nın da bulunduğu altı uluslararası havayolunu, ülkeye uçuşlarını askıya almalarını gerekçe göstererek, ABD’nin “devlet terörizmini desteklemekle” suçladı. Bu havayollarının Venezuela’ya uçuş izinleri iptal edildi.

ABD ile Venezuela arasında gerilim tırmanıyor. ABD, son yılların en büyük askeri konuşlanmasını Karayipler’e yaparken, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, ABD’de ölümlere yol açan uyuşturucu tedarikiyle suçlanıyor. Maduro ise hakkındaki suçlamaları reddederken, ABD Başkanı Trump’ı, kendisini görevden uzaklaştırmaya çalışmakla suçluyor.

Havayolu şirketleri de ABD ile Venezuela arasında artan gerilim nedeniyle zor bir durumda kaldı. ABD Federal Havacılık İdaresi (FAA) tarafından kısa süre önce Venezuela uçuşlarına yönelik bir NOTAM (Havacılara Bildirim) yayımlandı. Bu NOTAM ile pilotlar “potansiyel olarak tehlikeli bir durum” konusunda uyarıldı. NOTAM’da “Venezuela ve çevresindeki kötüleşen güvenlik durumu ve artan askeri faaliyet nedeniyle, Maiquetia Uçuş Bilgi Bölgesi’nde tüm irtifalarda dikkatli olunması önerilir. Tehditler, uçuş boyunca, iniş ve kalkış aşamalarında ve/veya havalimanları ve yerdeki uçaklar için potansiyel risk oluşturabilir.” ifadeleri kullanıldı.

FAA tarafından yapılan uyarının ardından bazı havayolları, Venezuela uçuşlarını geçici olarak askıya aldı. Bu kararı alan şirketler arasında Türk Hava Yolları’nın yanı sıra, Avianca, GOL, Iberia, LATAM ve TAP Air Portugal yer aldı. Türk Hava Yolları tarafından yapılan resmi açıklamada, Caracas uçuşlarının 24-28 Kasım tarihleri arasında geçici olarak durdurulduğu duyuruldu.

Venezuela yönetimi ise havayollarının aldığı bu kararı öfkeyle karşıladı. FAA’nın Venezuela hava sahası üzerinde hiçbir yetkisi olmadığını belirten Caracas yönetimi, uçuşları askıya alan havayollarını, “ABD hükümeti tarafından desteklenen devlet terörizmi eylemlerine katılmakla” suçladı. Uçuşlarını 48 saat içinde yeniden başlatmayan havayollarının, operasyon izinlerinin iptal edileceği duyuruldu. Alınacak kararın, söz konusu havayolları için gelecekte de ülkeye uçma konusunda engel oluşturacağına vurgu yapıldı.

Şirketlerin uçuşlara yeniden başlamamasının ardından, Venezuela hükümeti, altı havayolunun uçuş izinlerini tamamen iptal etti. Kararın etkilediği ülkeler arasında en büyük Venezuela nüfusuna sahip olanlar, Kolombiya, Brezilya ve İspanya. Öte yandan İspanyol Air Europa ve Plus Ultra Havayolları da Caracas uçuşlarını askıya almış olmasına rağmen, Caracas yönetimi, bu şirketlerin uçuş izinlerini iptal etmedi.

Uçuş izinleri iptal edilen havayollarına ait ülkelerin yetkilileri, Venezuela’nın kararını “aşırı ve orantısız” olarak nitelendiriyor. Havayolları ise uzun vadede Venezuela uçuşlarını iptal etme niyetinde değil. Bu geçici bir önlem olarak değerlendiriliyor.

Uzmanlar, Venezuela’nın bu yaklaşımıyla, elini gereğinden fazla zor duruma soktuğu görüşünde. Çünkü havayolları, kendilerini risk altında hissettikleri bir ülkeye uçmamak konusunda oldukça net. Dolayısıyla “48 saat içinde uçmazsan, bir daha hiç uçamazsın” tehdidinin etkili olmayacağı düşünülüyordu. Zaten havayolları da uçuşlara başlamayarak bu düşünceyi doğruladı.

Öte yandan Copa, Wingo, Boliviana de Aviacion, Satena ile ülkenin yerel havayolları Avior ve Conviasa, ülkedeki düzenli uçuş operasyonlarını sürdürüyor.

EHANG EVTOL İLK OTONOM YOLCULU UÇUŞU YAPTI!

Çin merkezli EHang, Bangkok’ta şehir içi hava mobilitesi alanında önemli bir kilometre taşına imza atarak, tamamen otonom bir eVTOL ile yolculu uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. Şirket, böylece pilotsuz bir hava takside, düzenleyici otorite başkanını taşıyan ilk üretici oldu.

Ehang’ın iki koltuklu otonom eVTOL modeli 216 ile 24 Kasım’da Bangkok’ta şehir merkezindeki Siam Commercial Bank (SCB) genel merkezinde, Tayland Sivil Havacılık Otoritesi ve yerel ortaklarla iş birliği içinde gerçekleştirililen uçuşu, üst düzey hükümet temsilcileriyle birlikte yaklaşık 100 iş insanı ve medya mensubu takip etti.

Tayland Sivil Havacılık Kurumu’nın Genel Direktörü Hava Baş Mareşali Manat Chavanaprayoon, uçuşa bizzat katılarak, pilotu olmayan EH216-S ile şehir içinde uçan dünyadaki ilk sivil havacılık otorite başkanı oldu.

EHang CFO’su Conor Yang, Tayland Sivil Havacılık Kurumu’nın desteğiyle ‘sandbox’ modeli sayesinde dünyanın ilk ticari eVTOL operasyonlarını başlatmaya aday olduklarını söyledi. Bu yaklaşımın, hem Güneydoğu Asya hem de dünya için örnek teşkil edeceği düşünülüyor.

Geniş katılımlı uçuş gösterisi kapsamında EH216-S; birden fazla kalkış ve iniş yaparken, rota üzerindeki uçuşlarını da sorunsuz şekilde tamamladı. Ehang tarafından yapılan açıklamada, EH216-S’nin Bangkok’un iş merkezinde “son derece stabil” bir performans sergilediğine vurgu yapıldı.

Şirkete göre bu test uçuşları, Tayland’da ticari operasyonların önünü açarken, EHang’in ülkedeki varlığını güçlendirmek için de önemli bir temel oluşturuyor. Bu adım, EH216-S’in düzenli ticari uçuşlara başlaması için kritik bir aşama olarak görülüyor.

Planlara göre EHang, yerel ortaklarla birlikte gösteri uçuşlarını aşamalı olarak Pattaya, Phuket ve Koh Samui gibi turizm merkezlerine de yaymayı hedefliyor.

Bangkok’taki otonom uçuş, pilotsuz şehir içi hava taksileri açısından tarihi bir dönüm noktası olarak görülürken, başka ülkelerde pilotlu eVTOL test uçuşları da devam ediyor. 16 Kasım’da Joby Aviation, Birleşik Arap Emirlikleri’nde iki farklı nokta arasında gerçekleştirilen ilk pilotlu elektrikli hava taksi uçuşunu başarıyla tamamladı.

RYANAIR PRIME ÜYELİK PROGRAMINI NEDEN BİTİRDİ?

İrlanda merkezli düşük maliyetli havayolu Ryanair yine ilginç bir haberle gündemde. Havayolu, 2025 yılının başında başlattığı Prime programına üye olan müşterilerinin, kendilerine sunulan avantajlardan, beklenenden daha fazla yararlandıklarını gerekçe göstererek programı sonlandırma kararı aldı.

Yolcular, Ryanair’in Prime programına, yıllık 79 £ veya 79 € ödeyerek üye olabiliyordu. Üye olan yolculara, bilet alırken çeşitli indirimler, yılda 12 uçuş için ücretsiz koltuk rezervasyonu ve seyahat sigortası gibi avantajlar sunuluyordu.

Ancak programın başlatılmasının üzerinden bir yıl bile geçmeden Ryanair, Prime üyelik programını sonlandırma kararı aldı. Şirketin bu kararı almasının arkasında ilginç bir gerekçe yatıyor. Üyelerin avantajlardan fazla yararlanması! Ryanair’in Prime Programı’na 55.000 kişi programa kayıt oldu. Bu durum şirketin kasasına 4,4 milyon € gelir getirdi. Ancak, şirketin program kapsamında yolculara verdiği avantajların toplam değeri 6 milyon €’yu buldu.

Ryanair Pazarlamadan Sorumlu Direktörü Dara Brady, müşterilerin yıllardır Ryanair üyelik programı talep etmesi nedeniyle 8 ay önce ‘Prime’ programına başladıklarını söyledi. Programın maliyetinin, getirisinden fazla olması nedeniyle sonlandırdıklarını duyurdu. Aylık özel Prime koltuk satışlarını yönetmenin, program için ekonomik olarak uygun olmadığının altını çizdi. Brady, üyelerin kalan süre boyunca programdan faydalanmaya devam edebileceğini belirtti. Şirket ayrıca, bu programın 250.000 üyelikle sınırlandırılacağı planlanmasına rağmen yalnızca %20’sinin dolduğunu ve ilginin beklendiği kadar yüksek olmadığını da açıkladı.

Ryanair, yıllık 207 milyon yolcuyla Avrupa’daki en düşük fiyatları sunmaya odaklanacağını vurguladı.

adbanner